Bilmem Kime Kızgınım!

Bu başlığı atarken bilmiyordum. Ama nasıl olduysa şimdi biliyorum. Hayvan Hakları savunacıları kızgınım. Belkide hayvan severlere biraz kırgınım.Şimdi soracaksınız neden ki? Hayvanat bahçesi desem. Hayır hayvanat bahçesi yerine ev istemiyorum. Anlamadınız ben hayvanat bahçesi diye bir şeyi icat eden sözde hayvan severlere kızıyorum. Hayvanları yaşaması gereken güzel yerlerden alıyor onları zincirlerin arkasına atıyor. Sözde onları seviyoruz peki sizi bir ayı alıp mağaraya kapatsa nasıl olurdu? Biraz düşününce bana hak verdiniz galiba.

https://i0.wp.com/www.hafif.org/imaj/ikuzgun/beyazgeyik1.jpg

Örnek resimde gördüğünüz beyaz kuzunun dağlarda serbest ve özgürce yetişmesi önemli değil mi? Belki de son zamanlarda birileri bize özgürlüğüm kavramını unutturuyor. Sitem sinema ile ilgili olduğundan şimdi size Vforvendetta filmini izlemeyi tavsiye ediyorum. Bu günlerde özgürlük kavramının anlamı sözlükte okumaktan başka anlam çıkarmayan bir toplum olmuşuz. Kurtuluş savaşında ve 5 mart olayları dünya da bilinen olaylar ama diyorum. Bize hizmet söz verirken özgürlüğümüzü alıp sessiz olmamız söylenmiş. Bırakın sahte hayvan severleri bırakın bu güzel hayvanları özgür. Derin denizlerde yol alsınlar bırakın şarkı söylercesine aksınlar…

Daha bitmedi. Yazım nereye gidiyorsunuz bir de evcil hayvanlar var. Hayvan severler(sözde) çocuklarımıza hayvan sevgisi aşılıyoruz diyerek hayvanları apartmanlara kapatıyorlar. Hayır onlar hayvan sevgisinden daha çok tutsaklığı ve köleliği öğretiyorlar küçücük çocuklarına. Keşke ayılarda onları kafese sokup kendi yavrularına insan sevgisini öğretseler. Bakalım nasıl bir duyguymuş. Ancak öyle anlabilirler. Bunu diyorum bir ihtilal daha lazım. Fransız İhtilalinin yaydığı kavramlar yok olmuş.

Son onlarak kızgınlığımı püskürtmüşken bu sözde hayvan severlerin canlıların öldürülmesi suçtur lafına değinmek istiyorum. Şimdi ne alık var sende çakal diyeceksiniz eminim. Barbunya da bir canlı yerken iyi oluyor değil mi? Şimdi ne oldu sözde hayvcan severler cevaplarınızı beklemekteyim.

https://i0.wp.com/www.nablusi.com/resim/data/media/38/barbunya1.jpg

Mustafa Türkan (Sözün meclisten dışarı)

Çok özel bir yapım ‘Yuva’ belgeseli…

Çekimleri 3 yıl süren belgeselde gökyüzünde devri-i alemle dünyanın nasıl değiştiğini bu muhteşem ama bir o kadar ürküten gerçeklerin olduğu belgesel bugün NTV Yeşil Ekran’daydı…

Kesinlikle muhteşem ve özel bir yapım. Çekimleri 3 yıl süren ve 54 ülkede, havadan çekilen görüntülerle inanılmaz bir görsel mesaj sunan belgeselin yönetmenliğini Yann Arthus-Berntrand üstlenirken dağıtımını Luc Besson sağlamış.

Belgesel’den Notlar

90 ülkede, milyonlarca izleyiciyle buluşan bu görsel şölenin anlatıcılığını Glenn Close üstlenmiş. Ana mesaj olarak “gezegenimizin geleceğini kurtarmak için hala geç değil” sözü vurgulanıyor. Ancak YUVA’nın (Home) alanında birbirinden deneyimli isimlerden oluşan ekibinin de söylediği gibi, karamsar olmak için artık çok geç!

İnsanlık geçtiğimiz birkaç kısa on yılda, gezegenin yaklaşık dört milyon yıl süren evrimle kurulan dengesini altüst etti. Ödenecek bedel ağır, ama artık karamsar olmak için çok geç: İnsanlığın bu gidişatı tersine çevirmesi, Dünya’nın zenginliklerini yağmaladığının farkına varması ve tüketim kalıplarını değiştirmesi için hemen hemen 10 yılı var.

Ürküten Bazı Rakamlar

– Dünya nüfusunun yüzde yirmisi, gezegenin kaynaklarının yüzde seksenini kullanıyor. GEO4, UNEP (United Nations Environment Programme) 2007

– Dünya’da, gelişmekte olan ülkelere edilen yardımın 12 katı, askeri giderlere harcanıyor. SIPRI Yıllığı, 2008 (Stockholm International Peace Research Institute) OECD, 2008 (Organization for Economic Cooperation and Development)

– Bir milyara yakın sayıda insan açlık sınırında. FAO, 2008 (Food and Agriculture Organization of the United Nations)

– Her yıl, 13 milyon hektar orman yok oluyor. FAO, 2005

– Bir günde 5000 insan kirli içme suyu yüzünden ölüyor. Bir milyar insan temiz içme suyuna ulaşamıyor. UNDP, 2006 (United Nations Development Programme)

Peki bu muhteşem Filmin ritmini nasıl oluşturmuşlar?

Filmin yönetmeni Yann Arthus-Berntrand şöyle anlatıyor; Filmin hızdan uzak bir akışının olmasını istedim. Helikopterin ağırlığı ve kullandığımız kamerayla ilintili teknik kısıtlamalar, bizi birçok sahneyi yavaşlatılmış gösterimle çekmeye yöneltti. Bu benim sinema filminde sevdiğim bir özellik – insanı derin düşünceye sevk ediyor. Bu ayrıca sizin dinlemenize ve düşünmeye son vermenize de yol açan bir film. İnsanlar filmin söylemek zorunda olduğu şeylerin bir bölümünü duymaktan hoşlanmazlar ama herhangi bir ödün vermeye hazır değildim, diyor…

VE YUVAMIZ BİZE DÜŞMAN OLDU.

Mustafa Türkan

Taşınıyorum

Posted On Haziran 17, 2009

Filed under Haber - Etkinlik, Kişisel Yorum, Yaşam

Comments Dropped 4 responses

Bu ay yeni evime taşındım. Sıkılmıştım eski mekandan şöyle ışık giren,nefes alınan bir yere ihtiyacım vardı.  Eskim evim dar geliyor sığmıyordum. Burdan çıkınca ne kadar rahatladık bilemezsiniz. Şimdi 2 balkonlu bir yerdeyiz. Bir balkon kapılı,hasır minderler koyacağım oralara.çiçekler ekeceğim bahçeye. Evet 2 katlı dubleks bir ev buldum. Hemen satın alma fırsatını kaçırmadım. Evi son derece beğendim. Arka bahçesinin bir tarafını tahtalar ile çevirdim. Galiba domates ekeceğim. Aslında biberde ekebilir. Haşerelerde var ama böcekleri toprağı eşelermiş onları öldürmeyin dediler. Toprağın hava alması için önemli bir faktörmüş bu ama örümcekler ve sinekler toprağı eşelemez onlara en yakın zamanda ilaç sıkacağım. Bu arada hiç kene bulamadım. Aman olmasın zaten. Odaları da geniş rahat rahat yazı yazacağım galiba. Birde tehta merdiven var. çok dolanbaçlı ama çıkardığı gıcırt sesleri çok hoşuma gidiyor. Acaba bir gün kırılırda düşer miyim?

Terasınada baktım. Biraz elim değerse orasıda güzel olacak. Sonra orada uyayabilir. Ve günümü gün edebilir. Çok güzelde güneş alıyor. Ama güneş kremim kalmamış almam lazım. Pişmiş tavuğa dönmek istemem. Hem yanıkların acısını benden daha iyi kim bilebilir. Kimseye ihtiyacım yok benim havaya,suya birazda ışığa ihtiyazım var. İnsan başka ne istesin ?

https://i1.wp.com/www.istegenc.com.tr/content/images/content_2009/nisan/oyun/crayon_2.jpgÇok güzel resim çizerim bu arada

Mustafa türkan

Fanatiklik Böyle Bir şey

Benden size nasiyat fanatik olmayın. Çok kötü bir şey. Peki ne fanatikliğinden bahsediyorum. Oyun fanatikliği desem. Evet anladınız. Eski fanatikliğimi hatırlıyorum. Anne,baba ve ya dedemizden para koparır sonra bunları gider internet kafelerde harcardık. Peki ya internet kafelerin açılışından beri en çok neyin fanatiği olurduk. Cevap herkesin tahmin edebileceği gibi;Counter Strike

counter2ic4.jpg
Peki ya Counter bizi fanatiği yaptığında neler değişmişti. Bilgisayarda zamanımızı öldürürken asosyaleşmeye başladık. Yavaş yavaş oyunda insan öldürmekten şiddette başvuran bir cani olmaya başlamamışmıydık. Hayatımız ev-okul-cafe-ev üzerine kuruldu. Deli gibi oynuyorduk. Bazen 18 saatte çıkıyordu. Bu önümüze çıkanları indirdikçe çoşuyor. Daha çok hırs yapıyorduk. Peki ya evdekilerle diyalog kurabiliyormuyduk? Hayır en fazla günaydın,iyi akşamlar,merhaba gibi sözcükler sarf ediyor. Okulda ise durmadan yaptığımız ölüm maçları hakkında konuşup ben senden daha iyi oynarım. Havası girip karnelerimizde 1 görmeye alışıyorduk. Resmen yürüyen ve konuşan zombilere dönmüştük. Yaşayorduk ama ne için yaşadığımızı bilmiyorduk.
http://www.itusozluk.com/img.php/7dc1fa740f9e73baf3ff69d9dd56a96910502/counter+strike
Oyun oynayacaktık ama fanatiklik derecesinde ileri gitmemeliydik. Sonradan aslında bir hiç uğruna giden 18 saatin ardından üzüldük. Ama giden günlerimizin hesabu yoktu. Bu fanatiklik insanın başına bela kardeşim
Mustafa Türkan

7 Delikli Tokmak Bunu Bilmeyen Ahmak

Yazıma bu sefer bir bilmece ile başlamak istiyorum. Söyleyin bakalım. 7 Delikli tokmak bunu bilmeyen ahlak nedir bu? Hımm evet doğru bildiniz tabii insan. Fakat şimdileri 7 deliklimiyiz yoksa 100 delikli mi bunu düşünmek lazım. İnsanlar istanbul sokakları gibi kendilerini delik deşik yapıyorlar. Ya anladınız demek… Evet bende lafı tam da İstanbul’un sokaklarına  getirmek için bu kelimeleri kullandım. Siz de biliyorsunuzdur,istanbul’un sokakları eskiden böyle miydi? Ne düzgün ve akıl alıcı bir şehirdi. İstanbul’u gören başkentler kıskancıdan ağlardı. İnsanları mesut dertsizdi. Fakat o güzelim sokaklara neler oldu?

https://i0.wp.com/image.haber7.com/haber/40283.jpg

Delik deşik İstanbul sokakları var. Bir tarafı geliştirilirken sanki bir tarafı unutulmuş. Bütün insanlar nefretleri,kıskançlıklarını ve dertlerini oraya kusmuşlar ya da matkaplarla delik deşik etmişler. Bakıyorum bir zaman tablolardaki gibi güzel İstanbul şimdi neler de? Çocukluğumla birlikte uçmuş mu bu diyarlardan,yoksa tutamamış mıyız elimizde? Peki ya İstanbul 2010 kültür başkenti olmayı hak eden bir şehir mi? Şehirimizin kültür başkenti olması güzel ama hesas sorusu hak edip etmemesi. Cevap sizin Bir zamanların güzeller güzelini hastalandı mı?

Mustafa Türkan

Güneş,Kum,Deniz

Güneş,kum,deniz sonunda yaz tatili geldi. Hiç gelmeyecek sansakta zaman yerinde durmuyot akmaya devam ediyor. Peki ya yaz tatili nasıl geçireceğiz. Bu büyük bir sorun çünkü çoğunlukla yaz tatili gelsin diye çok dua ederiz. Sonra ise durmadan canım sıkılıyor diye sitem ederiz. Ama yapmamız gereken şey tatile girer girmez. Hemen bir plan çıkarmaktır. Başta bu planlama aşaması sıkıcıda olsa sonralı cam sıkıntısı olnaksızın bir tatili bize sağlayacaktır.

https://i1.wp.com/www.masaustu-resimleri.com/d/1132-2/tatil+i__in+ideal.jpg

Peki ben plan yaptım  mı? Tabiki de hemen başladım. Şöyle düşünüyorum. Yapacağım önemli işleri bitirmeden tatil yapmayacağım. İlk önce bu işleri halleteceğim. Ondan sonra okuyacağım kitapların listesi gündelik yapacağım işler ve son olarak ta Güneş,kum,deniz…

Eğlenceden eğlenceye akacak tabii sorumluklarımızı unutmayacak. Ve buna göre davranacağız. Şimdiden hepinize iyi tatiller millet.

Mustafa Türkan

Sevgili Blog,

Evet blog çağı başladı. Artık günümüzün nasıl geçtiğini falan hemen yazıyoruz iyi güzelde. Eskiden nasıldı? Açardık sayfalara yavaşça düşüncelerimizi,başımızdan geçenleri yazardık. Şimdi bunun yerini yine bilgisayarımız aldı.

https://i2.wp.com/3.bp.blogspot.com/_KC6lgZPJFnY/Ry8IY6iyxDI/AAAAAAAAAkw/D62ZslwkLQA/s320/blog.jpg

Bloglar son zamanda amacını değiştirdi. Bence bloglar düşüncelerimizi,fikirlerimizi ve görüşlerimizi iletip gündelik hayatımızdan kesitleri sunmamız gereken bir portal değilmidir? Ya da bir günlük, bizim defter yaprağımız. Fakat insanlar bu bloglar üzerinde bizi ilgilendirmeyen haberler yapıyorlar. Daha kötüsü uygunsuz içerikleri ile de birbirleri ve kamuoyunu olumsuz etkileyerek çoğumuzu karalıyorlar. Kötüsü artık herşeyimiz internette herşeyimiz açıkça herkezin önünde…

https://i1.wp.com/www.birkafadanherses.com/wp-content/uploads/2009/05/turk-blog-cesitleri-blog-turleri.jpg

Birilerini karalamadan fikir ve düşüncelerinizi toplumlara ilettin. Eskilerin hali daha kötü yazıda yok.

Mustafa Türkan

Yalnızlık(Çağımızın Hastalığı)

Aslında ben yalnızlığı iki koldan ele alırım. Birincisi küçük bir toplumda yalnız olmaktır. Diğeri ise büyük bir toplumda yalnızlıktır. Tabii en kötü olanı sizinde tahmin ettiğiniz gibi koca bir toplumda yalnız olmaktır.  Peki ya insan nasıl oluyorda kocaman bir topluluğun içinde yalnız olabiliyor?

Bana sorarsınız bu hastalığın nedeni bir mikrop ya da salgın bir hastalık değil. Bunun tek nedeni çoğu kişininde şu an ben bu satırları yazarken okumak için kullandıkları araçlar evet doğru bildiniz;cevabımız Bilgisayar. Ama bu konuda da bilgisayarı günah keçisi yapma taraftarı değilim. Olmayacağım fakat insanları yanlış kullanımı bu yalnızlığı ortaya çıkarıyor. Çoğu kişi diyecek ben facebook ve netlog’ta sosyalleşiyorum. Evet bu siteleri bende seviyorum. Ama sanal dünyada gezerken gerçek dünyamızdan uzaklaşmayalım.

http://lh5.ggpht.com/tkepez/RrHVifB-V1I/AAAAAAAABCI/nHmP-7qrXBo/s288/yalnizlik+(36).jpg

Kalkın uyanın ve biraz etrafınıza bakın mutlumusunuz? Peki ya dostlarınız yanınızda mı? Bilgisayar sizin dostunuz değil apacık bir arkadaş hırsızıdır. Ve bu sanal dünya yüzünden arkadaşlarınızı bile harcarsınız belkide değilmi? Hak veren olduğunuzu biliyorum.

Sanal dünya ile gerçek dünya arasındaki sınırlarınızı koruyunuz.

Mustafa Türkan