Bugün İnternetinize Yarın Size…

Yaşadığımız coğrafyanın internet macerasının ne kadar engebeli, sansürlü olduğunu bilmeyeniniz yoktur. Gün geçmiyor ki yeni bir internet sitesine erişim yasaklanmasın. Durumun saçmalığına ermek için erişime kapanan sitenin sadece bizden saklandığını, tüm dünyaya yayınına devamettiğini söylemek yeterli. Youtube 7 ay sonra açıldıktan sonra 7 saat sonra kapanışını örnek göstermek yeter. Diyorum ki kendimizi ezdirmeyelim bügün internetinize yarın size… Sansürden bahsediyoruz.

Baskının olduğu yerde isyanda olur. Buna göre sansüre göre ayaklanmamız mantıklı diyer yazımda hayvan haklarını savunmak için söyledikleri burada da söylemek istiyorum. Birileri bize rahat hayat vereceğiz derken bizden özgürlüğümüzü ve baş kaldırma hakkımızı almışlar. Sansüre karşı hep birlikte bir vücut gibi olalım.

http://www.sansuresansur.org sitesinden sizde sansüre sansür hareketine destek verebilirsiniz.

mustafa türkan

Reklamlar

Bilmem Kime Kızgınım!

Bu başlığı atarken bilmiyordum. Ama nasıl olduysa şimdi biliyorum. Hayvan Hakları savunacıları kızgınım. Belkide hayvan severlere biraz kırgınım.Şimdi soracaksınız neden ki? Hayvanat bahçesi desem. Hayır hayvanat bahçesi yerine ev istemiyorum. Anlamadınız ben hayvanat bahçesi diye bir şeyi icat eden sözde hayvan severlere kızıyorum. Hayvanları yaşaması gereken güzel yerlerden alıyor onları zincirlerin arkasına atıyor. Sözde onları seviyoruz peki sizi bir ayı alıp mağaraya kapatsa nasıl olurdu? Biraz düşününce bana hak verdiniz galiba.

https://i0.wp.com/www.hafif.org/imaj/ikuzgun/beyazgeyik1.jpg

Örnek resimde gördüğünüz beyaz kuzunun dağlarda serbest ve özgürce yetişmesi önemli değil mi? Belki de son zamanlarda birileri bize özgürlüğüm kavramını unutturuyor. Sitem sinema ile ilgili olduğundan şimdi size Vforvendetta filmini izlemeyi tavsiye ediyorum. Bu günlerde özgürlük kavramının anlamı sözlükte okumaktan başka anlam çıkarmayan bir toplum olmuşuz. Kurtuluş savaşında ve 5 mart olayları dünya da bilinen olaylar ama diyorum. Bize hizmet söz verirken özgürlüğümüzü alıp sessiz olmamız söylenmiş. Bırakın sahte hayvan severleri bırakın bu güzel hayvanları özgür. Derin denizlerde yol alsınlar bırakın şarkı söylercesine aksınlar…

Daha bitmedi. Yazım nereye gidiyorsunuz bir de evcil hayvanlar var. Hayvan severler(sözde) çocuklarımıza hayvan sevgisi aşılıyoruz diyerek hayvanları apartmanlara kapatıyorlar. Hayır onlar hayvan sevgisinden daha çok tutsaklığı ve köleliği öğretiyorlar küçücük çocuklarına. Keşke ayılarda onları kafese sokup kendi yavrularına insan sevgisini öğretseler. Bakalım nasıl bir duyguymuş. Ancak öyle anlabilirler. Bunu diyorum bir ihtilal daha lazım. Fransız İhtilalinin yaydığı kavramlar yok olmuş.

Son onlarak kızgınlığımı püskürtmüşken bu sözde hayvan severlerin canlıların öldürülmesi suçtur lafına değinmek istiyorum. Şimdi ne alık var sende çakal diyeceksiniz eminim. Barbunya da bir canlı yerken iyi oluyor değil mi? Şimdi ne oldu sözde hayvcan severler cevaplarınızı beklemekteyim.

https://i0.wp.com/www.nablusi.com/resim/data/media/38/barbunya1.jpg

Mustafa Türkan (Sözün meclisten dışarı)

Maskelerin Ardına Saklanmış Yüzler

Resim Hepimiz bazen garip hissetmişizdir. Tehlikeli, saldırgan, karamsar ya da her neyse… Bizi asıl korkutan bu korkular değildi, asıl korkumuz bu duyguların ruhumuzu ele geçirmesiydi. İşte bu düşüncelerin ele geçirdiği vücut ve karakterlere sinemada post modern karakterler diye adlandırıyoruz.


Bazılarımız hayata kolayca adapte olabilir, bunu bir meziyet sanarak yaşar. Bazılarımız ise hayatın tüm acısını yaşar ve bu yaşadıkları onları karamsarlığa ve deliliğe iter. Bu durumu daha çok karakter ve kişilikle ilişkilendirebiliriz. Kısacası bu bir tercih işidir: Hayatı onaylamak ya da onaylamamak… Sonuçta iki farklı kişilik çıkar karşımıza: Biri hayat düşmanı diğeri hayat yandaşı. Postmodern karakterler sinemada böyle bir sürecin sonunda vücut bulmuştur diyebiliriz. Onlar inatla var olan hayatı yadsıyan(bazılarına göre) ucubelerdi.

Onlar geleceğe ya da geçmişe takıntılı tipler değillerdi. Özgün birer kişilik olarak ne geçmişe ne de geleceğe aittiler, zamansız ve mekânsız vücutlarıyla kesinlikle yaratıcıydılar. Bu özelliklerinden dolayı-ki tamamen sıra dışı bir özelliktir- sinemada bir elin parmağı kadar azdılar. Bunun bir diğer sebebi insanlığın değerlerinden uzak bir dünyada yaşamalarıydı. Bu kriterler onların unutulmayacaklar listesine isimlerini yazdırdı. Bir joker karakterini ya da bir maske karakterini ya da bir beter böcek karakterini düşünün. Bunları nasıl unutabiliriz?

Örneğin; Batman serisindeki Joker karakterini ele aldığımızda karşımıza çıkan normal olmayan o kadar çok şey vardı ki böyle biriyle sokakta bile yürünmezdi, ama Batman’daki portresi itibariyle bize sadece kötülüğü ve kötü bir insanı andırıyordu. Ama en fazla dikkati çeken özellikleri arasında garip espri anlayışı, tavırları, komedyeni andıran palyaçovari giysileri ve tabii ki keskin ve çarpıcı zekâsı sayılabilir. O aslında güvensizliğin, ikiyüzlülüğün en iyi şekilde resmedildiği bir yüze sahipti. Joker: Gotham şehrinin sanatçı pandomimcisi ve palyaçosu olarak zihinlere kazınmış en farklı karakterlerden biridir. Onun dünyası polemik gücüyle, sanatçı duruşuyla yepyeni bir dünyaydı. Bize uzak ve dünyasını anlamamızı istemeyen tavrıyla joker, sevgiden uzak, sadece kini ve intikamı için yaşayan bir karakterdi.Bu yönüyle aslında bizim içimizden çıkan fakat garip içgüdüleriyle bizi aşan bir yönü de vardı.Dünyada kaç kişi öldüreceği insanlara öldürmeden önce “sen hiç ay ışığında şeytanla raks ettin mi?” sorusunu yöneltir.Ne kadar sıra dışı bir zekaya sahip olduğunu karakterin bu sözünden de çok iyi anlayabiliriz.

Maskelerin ardında çok eğlenceli bir sureti barındıran bu karakterlerden belki de en sevimlisi, sempatiği ve tabii ki komedyeni “Maske” karakteridir. Aşka olan ilgisi ve değişken fiziğiyle günümüz kötülük anlayışından oldukça farklı bir kötülük anlayışına sahipti. Jokerden farklı olarak daha çok çizgi sinemaya ait bir karakterdi. Sinema açısından pek de derin bir duygusallığı ya da psikolojiyi içermese de “maske” karakteri, çocuklara yönelik sevimli tavrıyla unutulmayacaklar arasındadır.

Belki de, Joker karakteriyle birazcık da olsun örtüşebilecek en yakın karakter beter böcek(beetlejuice) karakteriydi. Yine karşımıza farklı bir fizik ve hatta iğrençlikle sarmalanmış bir siluet çıkıyor. Mezarlıklarda yaşayan, isminin üç kez telaffuzuyla hayata dâhil olan “beter böcek” karakteri…

Yönetmeni Tim Burton’un ellerinde yaşam bulan beter böcek(beetlejuice) kendi çıkarları için her şeyi mubah gören ve buna göre yaşayan bir kahramandı. Kahraman dedik; çünkü 1988 yapımı olan filmde, bu karakter bir kurtarıcı olarak müjdeleniyordu. İğrenç beslenme alışkanlıkları yanında, insani her şeyden uzak ama bizim yaşamımıza imrenen bir kahraman…
Çok itici ve hatta ağzı çok bozuktu ama çok eğlenceliydi de… Tüm ciddiyetsizliğiyle kendi çıkarlarını düşünen “beter böcek” diğer karakterlerle birlikte klişe bir özelliği yine vurguluyordu: Ortak değer yargılarından yoksunluk.

Sinemasal olarak irdelendiğinde; sayılan bu karakterler, ortak olarak şunu söylüyordu: Tiyatraliz, eğlenceliyiz… Sanatçı yönlerini ve tabii ki göze hitap eden görünüşlerini de unutmamak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü onlar sıradan şeylere âşık olan tipler değillerdi ve böyle olmayı da zaten istemezlerdi. Bu onların sinema kaygısından çok sanatçı tavırlarıyla ilgiliydi ve tabii ki yaratıcılarının hayal gücüyle.

Joker, maske, beter böcek ve aklımıza gelmeyen diğer post modern karakterler aslında bizim içimizdeki saklanan tüm sıra dışı içgüdülerin bir vücutta toplanmasıydı. Onlar bizim evet dediklerimize “hayır” diyorlardı. Bu yüzden bir bakıma inkârın ve inadın simgeleriydiler. Sinema gibi görsel bir sanatta bunları bize hatırlatmaları ayrı bir devasa sorumluluktu… Bunu da unutmamak gerek diye düşünüyorum.

İstismar Sineması

Yakında Soldaki Son Ev sinemaya girerken şöyle 70’lere bir seheyat edelim. Ve istismar sinemasını yerinde inceleyelim.

Blaxploitation: 70’lerin soul ve funk katkılı siyahi istismar filmleri. Çoğunluklar özgürlükiadlete ve miliyetçilik kavramanlarınla siyahlara ulaşmaya çalışan bir film türüdür. Bana kalırsa en iyi örneğide braculadır.

Geceyarısı Sineması: İstismar sinemasına ciddi bir şekilde eğilen, türün ustalarına ve “başyapıtlarına” dair inceleme yazılarına yer veren tek yerli yayın. Yakın zamanda mezarından dirilip yeniden okuyucusuyla buluşacağı söyleniyor.

Bu arada Rodrigez ve Tarantinonun İki film birlikte sinemayı kana buladıkları eğlenceli kült filmlere gönderme yapan filmleri unutulamaz. Özellikle de ölüm geçirmez ve dehşet gezeni. Peki ya grındhouse ne demektir? Kalçaları biribirine sürterek dans etmek anlamınada geldiği biliyormuydunuz? Şimdi öğrendiniz.

Konumuzdan konuya nasıl başladıysak öyle devam edelim. Şimdi İstismar sinemasının alt türleri incelemk lazım.

► Giallo, İtalyanca sarı anlamına gelen bu kelime, İtalya’da bir dönem sarı seri olarak basılmış olan ucuz (pulp) polisiye/dedektiflik hikayelerinin bolca vahşet ve kan eklenerek sinemaya uyarlanmış haline verilen isimdi. Eurotrash gerilim olarak da bilinen türün en önemli yönetmeni Dario Argento olmasına rağmen bilinen ilk örneği, Mario Bava’ nın La Ragazza Che Sapeva Troppo (1963) filmidir. Ülkemizde içine biraz da seks öğeleri katılmış giallo türünde filmler de çekilmiştir.

►Snuff, bir insanın kamera önünde gerçekten öldürüldüğü iddiasında olan filmlere verilen isimdir. Ama gerçek bir örneği henüz bulunmamaktadır. Deep River Savages (1972) hayvanların gerçekten öldürüldüğü, kanlı vahşet görüntülerinin yeraldığı bir film olarak bu türe yakın bir filmdir. Türün en iyi bilinen örnekleri, uzun bir süre snuff olduğu zannedilen ve Blair Witch filmine de esin kaynağı olan Rugerro Deodato imzalı Cannibal Holocaust (1980) ve film yapımcıları Gualtiero Jacopetti ve Franco Prosperi’ nin sonradan shockumentary (şok edici belgesel) olarak adlandırılacak olan gerçek görüntülerden derleme Mondo (İtalyanca “dünya”) serisi filmleri Mondo Cane (1962) ve Face of Death (1978) filmleridir.

► Gore, kanın su gibi aktığı filmlere verilen genel isimdir. Vahşi cinayetlerin bol kanlı biçimde beyazperdeye yansıtıldığı bu türün bilinen ilk örneği, gore türünün babası Herschell Gordon Lewis’in Blood Feast (1963) filmidir. Dario Argento’ nun afişinde “Bu filmin son 12 dakikasından daha korkunç birşey varsa o da ilk 92 dakikasıdır” tümcesi yazan Suspiria (1977) filmi ve Zombie Holocaust (1979) gore türünün en bilinen filmleridir. Yine Tarantino’nun kankası Robert Rodriguez’le birlikte kotardığı From Dusk Till Down (1996) Tarantino’nun alt türlere olan tutkusunun bir ürünü olarak gore türüne örnek gösterilebilecek bir film olarak Tarantino filmografisindeki yerini almıştır.

► Eurotrash, Avrupa yapımı çöp filmlere verilen bu isim, genel olarak gialloları, gore filmleri, İtalyan zombi filmlerini kapsayan genel bir ifade olarak kullanılıyor.

Genel olarak alt türler bu şekilde tanımlansa da bu türlerin dışında kalan filmler de var. Uyuşturucu, değişim geçirip canavarlaşan hayvanlar, nudizm, eşcinsellik, işkence için kullanılan ev aletleri, naziler, bilim-kurgu temaları, cinsel hastalıklar, kadın hapishaneleri, zombiler ve akla gelebilecek bilimum manyaklık istismar filmlerinde kullanılan diğer temalardan bazıları. Seyirciyi salona çekmek için abartılı film sloganları kullanmak, film afişinde X ibaresine yer vermek istismar sinemasının diğer silahlarından bir kaçı.

Mustafa Türkan

Kadın Süper Kahraman Olur mu?

Aslında ben kendimce bir analiz yaptım. Ama tepkileri de üzerime çekmek istemem. Yazıma bence diyerek başlamak istiyorum. Bence olmaz. Peki neden böyle düşünüyorum? İki neden buldum. Bilmiyorum. Sizce neden ama örnek vererek açıklamaya çalışayım. Mesela örümcek adamı kadın olarak düşüne biliyormusunuz? Ben düşünmekte zorlanıyorum. Çünkü kadınlar narin ve biraz ürkek canlılar. Örümcekten yılanda korkarlar.  Yani kendinden korkan bir kahraman olmaz herhalde… Olsa bile ne kadar başarılı olurdu o da başka bir konu tabii.

https://i1.wp.com/www.flashtrackz.com/games/images/angelinajoliedressup300x300.jpg

Birde nazik olmaları demiştim. Aşırı derece yaralanmaya dayanabilecekleri sanmıyorum. Yapıları kahraman olmaya Elverişli değil. Ha filmlerde kadın kahramanlar görüyoruz. Ama adı üstünde film. Birde filmlerde kadın kahramanların kullanılma nedeni de kadın kahraman denilince şaşırmamış yani değişik bir fikir gibi. Yeni bir erkek filmin başarılı olması zor çünkü alışılmış ve sıkmaya başlamış. Ama kadınlar böyle değil daha bu fikirden bir süre yararlanılabilir. Şimdi birazda kadınlara iltifat etmek istemiyorum.

Kadınların hiç biri süper kahraman erkekler gibi deli ve zevksiz değillerdir. Mesela hangi kadın taytının üzerine kilot giyer ki. Kadınlar asla bu kadar zevksiz olmadı. Ve olmayacaklar gibi görünüyor. Olmasınlar zaten zaten erkeklere zevkleri tattıran tek onlar. Zevksiz bir hayatta çekilmez olurdu.

https://i1.wp.com/www.kadinella.com/wp-content/uploads/superwomen.jpg

Son olarak kadın süper kahraman olur. Fakat şu an akıl ve mantığımıza ters düşüyor. Kadınlara sesleniyor siz süslenip bizi bizden alamaya devam edin. Kaslı erkek gibi kadın istemiyoruz.

Mustafa Türkan

Masallarda Yaşamak

Yine lafı nerden nereye getireceğim. İnsanlara bakıyorum hepsi gerçeklerden uzaklaşmış,yaratıkları masal dünyalarında yaşamaya çalışıyorlar. Fakat bunun yanlış olduğunu düşünemiyorlar. Çünkü hayaller dünyası ilk önce onlara şefkatli bir anne kucağı gibi dursa da bir süre sonra kişi gerçek dünya ile karşılaşmak zorunda kalınca ne kadar yanlış yaptığını görüyor. Çünkü kişi masal dünyasında yaşarken yaşadığı gerçek dünyayı unutmaya başlıyor. Başlarına kötü bir şey gelince beyaz atlı prensleri gelecek sanıyor. Bilmiyorlar ki beyaz atlı prens kendileri aslında. Masallar onları kandırıyor. Biraz düşünmek lazım değil mi?

https://i0.wp.com/www.3ayak.org/imaj/oceangray/caperucita-roja.jpg

Biraz düşünün yolda bir sihirli lamba buluyorsun. Ovalayınca içinden cin çıkıyor. Çıksa bile akıl mantık var. Onu sonuna kadar dinler misiniz? Yoksa arkanıza bakmadan kaçar mısınız? Hadi dinlediniz diyelim. Dilek olarak muhtemel iş dileyeceksiniz? Cinde böyle özel güç olsa neden sihir lambanın içinde yaşasın. Kendine bir saray yapar. Kimsenin dileğiyle uğraşmazdı.

Peki ya büyük annenizi ziyaret ediyorsunuz? Bir kurt büyük annenizin kılığına girmiş. Onu görünce yok kulağın neden büyük,ağzın neden kocaman gibi sorular sorarmıydınız? Tabiki de hayır. Saçma gelmiyor mu? Ama yanlış anlaşılmasın masal okuyun,dinleyin ki yaratıcılığınız artsın. Ama masallardan medet  ummayın. Onlara körü körüne bağlanmayın. Size bir dost gibi dursalarda aslında size kelepçede vurabilir masallar…

https://i1.wp.com/img.blogcu.com/uploads/benhaladeliyim_Attraction_by_BlueBlack.jpg

Masallarda yaşamak yazısı Mustafa Türkan tarafından sineyorum sitesi için yazılmıştır.

Mustafa Türkan

Ölümcül Oyunlar(Remake)

Korku sitesi bu filmin asıl yapımı inceleyince bende remakesi incelemek istedim. Ölümcül Oyunların konusunu çoğu sinema izleyicisi anlamıyor filmin konusunu şöyle düşünün ’ın varoluşundaki amaç, bana o klasik baba-oğul sigara senaryosunu hatırlatıyor. Sert babaların yaramaz çocuklara ders vermek amacıyla başvurdukları bu senaryonun, alkolden uyuşturucuya uzanan değişik versiyonlarını duymuşsunuzdur. Fakat ben en basit örneğini öne süreyim: Disiplinci Baba, çocuk yaşta oğlunu sigara içerken yakalar. Oğlanı bir odaya kilitler, önüne on paket sigara atar ve sigaraların hepsini bitirmeden odadan çıkmasını yasaklar.

Babanın teorisi şudur: Kısa sürede ekstrem oranda sigara içmek zorunda kalan çocuk, abartı sigara tüketimi yüzünden hasta olacaktır. Bu sayede hayatı boyunca ne zaman sigara görse iğrenecektir ve bir daha içmek istemeyecektir. Bu yaklaşımın geçerliliği ve insancılığı saatlerce tartışılabilir tabii ki işte Ölümcül oyunlar böyle bir şey…

Michael Hanekenin amacıda kurgusal şiddette alışmış. Amerikan seyircine nedensiz şiddettin (gerçek şiddetin) kötü yanını göstermek tabiki.

Peki asıl konuya gelirsek ;

Burjuva bir aileyi esir alan iki psikopatın, gece boyunca aileyi türlü işkenceden geçirmeleri etrafında dönüyor. Fakat bu sefer anlatım, kurbanlar yerine katillerin tarafını tutuyor. Yani bir süre sonra ne olursa olsun, katillerin kazanacağını biliyoruz. Hatta orijinal yapımın hayranlarına tanıdık gelecek bir uzaktan kumanda, bu durumun ne olursa olsun değişmeyeceğini kanıtlıyor.

Baş katil çoğu kez insanlara seslenip yıllarca bunlardan zevk aldığımızı anlatıyor. Eğer şiddet istiyorsak işte şiddet burada diyor. Ama bu sefer iyi bir sonun olmayacağını ahlaki üstünlüğümüzü koruyamayacağımızdan bahsediyor. Bu arada Paul rolünü oynayan Michael Pitt iyi bir seçim olmuş. Fakat Tim roth buraya ne kadar uymuş tartışılabilir.

Bu filmi izlerken kendimizi sorgulamaya başlıyoruz acaba gerçekten şiddette göz mü yumuyoruz. Artık nasıl toplumlar oluyoruz? Peki ya iki film arasında ufak farklar var ama genel olarak elimizde aynı filmler. Peki kötümü hayır ikisine de aynı aferini veririm.

Film tekrar çekim tarihi de yerinde olmuş. Tam bu zamanlarda şiddetle aklını yemiş toplumlara ulaşılabilir. İncelemeyi bir soruyla bitirmek istiyorum. 2 adet yumurta nelere yol açabilir?

Hayatına Amaç Koy

Burada bir çok amaçsız çocuk görüyorum. Nerde miyim? Bir internet kafedeyim. Evimdeki bilgisayar çöktüğü için sırf buraya geliyorum ve gözlemler yapıyorum. Gözlemlerim sonucu şunu gördüm; Buraya gelen çoğu çocuğun amacı yok. Çoğu zamanını geçirmek için online oyunlardan medet umuyor fakat bilmiyorlar ki bu oyunlarının aslında onların değerli zamanlarını çar çur ettiğini,bilseler belkide böyle davranmazlar. Aslında bu çağlarında derslerine çalışmalı,sosyaleşmeli ve kitap okumalılar.Belki şimdi sıkıcı gelen şeyler uzun zaman içinde onlara artı olarak geri gelecektir.

https://i2.wp.com/www.belexpresse.be/photcat/photos/36/p_3693_o.jpg

Bu çocukların neden burada zaman cinayeti işlendiği anlamamaktayım. Bu yüzden çeşitli teoriler geçiyor aklımdan. Mutlu olmak için mi? Yoksa evdeki sorunlardan mı kaçıyorlar? Hayatımıza amaç koymamız lazım. Amaçsız kimse olmaz tabii ki.

Mustafa Türkan

Sevgili Blog,

Evet blog çağı başladı. Artık günümüzün nasıl geçtiğini falan hemen yazıyoruz iyi güzelde. Eskiden nasıldı? Açardık sayfalara yavaşça düşüncelerimizi,başımızdan geçenleri yazardık. Şimdi bunun yerini yine bilgisayarımız aldı.

https://i2.wp.com/3.bp.blogspot.com/_KC6lgZPJFnY/Ry8IY6iyxDI/AAAAAAAAAkw/D62ZslwkLQA/s320/blog.jpg

Bloglar son zamanda amacını değiştirdi. Bence bloglar düşüncelerimizi,fikirlerimizi ve görüşlerimizi iletip gündelik hayatımızdan kesitleri sunmamız gereken bir portal değilmidir? Ya da bir günlük, bizim defter yaprağımız. Fakat insanlar bu bloglar üzerinde bizi ilgilendirmeyen haberler yapıyorlar. Daha kötüsü uygunsuz içerikleri ile de birbirleri ve kamuoyunu olumsuz etkileyerek çoğumuzu karalıyorlar. Kötüsü artık herşeyimiz internette herşeyimiz açıkça herkezin önünde…

https://i1.wp.com/www.birkafadanherses.com/wp-content/uploads/2009/05/turk-blog-cesitleri-blog-turleri.jpg

Birilerini karalamadan fikir ve düşüncelerinizi toplumlara ilettin. Eskilerin hali daha kötü yazıda yok.

Mustafa Türkan

Yalnızlık(Çağımızın Hastalığı)

Aslında ben yalnızlığı iki koldan ele alırım. Birincisi küçük bir toplumda yalnız olmaktır. Diğeri ise büyük bir toplumda yalnızlıktır. Tabii en kötü olanı sizinde tahmin ettiğiniz gibi koca bir toplumda yalnız olmaktır.  Peki ya insan nasıl oluyorda kocaman bir topluluğun içinde yalnız olabiliyor?

Bana sorarsınız bu hastalığın nedeni bir mikrop ya da salgın bir hastalık değil. Bunun tek nedeni çoğu kişininde şu an ben bu satırları yazarken okumak için kullandıkları araçlar evet doğru bildiniz;cevabımız Bilgisayar. Ama bu konuda da bilgisayarı günah keçisi yapma taraftarı değilim. Olmayacağım fakat insanları yanlış kullanımı bu yalnızlığı ortaya çıkarıyor. Çoğu kişi diyecek ben facebook ve netlog’ta sosyalleşiyorum. Evet bu siteleri bende seviyorum. Ama sanal dünyada gezerken gerçek dünyamızdan uzaklaşmayalım.

http://lh5.ggpht.com/tkepez/RrHVifB-V1I/AAAAAAAABCI/nHmP-7qrXBo/s288/yalnizlik+(36).jpg

Kalkın uyanın ve biraz etrafınıza bakın mutlumusunuz? Peki ya dostlarınız yanınızda mı? Bilgisayar sizin dostunuz değil apacık bir arkadaş hırsızıdır. Ve bu sanal dünya yüzünden arkadaşlarınızı bile harcarsınız belkide değilmi? Hak veren olduğunuzu biliyorum.

Sanal dünya ile gerçek dünya arasındaki sınırlarınızı koruyunuz.

Mustafa Türkan

Sonraki Sayfa »