Dehşet Gezegeni


90’lar sinemasını kökten değiştiren ve tekrar dirilten bu ikili adını altın harflerle sinema tarihine yazdırdı. Yıldızı sönmüş oyuncuları canlandırmak bir yana, kullandıkları eskimiş motifleri ve konuları da yeniden hayata döndürmek konusunda gayet başarılılar.Estetize ettikleri şiddeti, uzakdoğu filmlerini, ikinci kalite video kültürünü (ya da B-Filmleri), 70’lere ait herşeyi, kurgu anlayışlarını ve çok geniş bir yelpazede ele aldıkları malzemeleri aynı potada öylesine güzel eritiyorlar ki kelimelerle ifade etmekte zorlanıyorum. Yer aldıkları her proje ve filmi iple çekilen başka bir ortaklığa rastlamak sanırım o kadar da kolay değil. Bu birliktelik 1996 yılında çekilen Günbatımından Şafağa (“From Dusk Till Dawn”) ile başaldı ve günümüze kadar çok da verimli bir ortaklığın ilk adımı oldu.

Günah Şehri filminin yönetmeni Robert Rodriguez, bu sefer yıllardır kendine örnek aldığı filmlerdeki korku tarzını harmanlayarak karşımıza çıkıyor. Quentin Tarantino’nun Haziran ayında gösterime giren filmi Ölüm Geçirmez‘in ikinci ayağı olan Robert Rodriguez imzalı Dehşet Gezegeni, kasabada yaşanan bir patlama sonucu ortaya çıkan gazın insanları cani yaratıklara dönüştürdüğünü anlatan bir zombi filmi. Rodriguez filmde daha önceden birlikte çalıştığı Marley Shelton, Bruce Willis ve Quentin Tarantino’yla birlikte çalıştı. Freddy Rodriguez, Naveen Andrews, Rose McGowan, Michael Biehn, Jeff Fahey, Tom Savini ve Rodriguez’in oğlu Rebel Rodriguez filmde rol alan diğer oyuncular. Filmin kadrosuna sonradan katılan Tarantino, senaryoyu okurken “Bir Numaralı Tecavüzcü” rolunu çok beğendiği için bu rolde oynamak istemiş.

Zombi filmlerini hayranı olan yönetmen eski zombi filmlerinden tamamen farklı bir şey yapmak istiyordu ve senaryosunu oluştururken filmin temeline karakterleri oturttu. Karakterleri oturtma işinde çok başarılı olmuş. Eğlenceli ve değişik bir sürü karakter var. Film yapımcısı hikâyenin yıllar önce yazılmaya başladığından bahsediyor” “Spy Kids hatta The Faculty zamanlarında Robert’ın bana “İçinde bir doktor ve karısı olan bir zombi filmi fikrim var. Hatta bir sahnesinde karanlık bir yoldan geçen arabaların ışığı sayesinde zombilerin kurbanına yavaş, yavaş yaklaştığını göreceğiz” demişti.” diyor Nicotero.

Robert ona ilk 30 sayfayı gönderdiğini sonraları ise devamını yazamamış ve arka arkaya zombi filmleri çekilmeye devam etmiştir. 21 Days Later, Dawn Of The Dead, Land Of The Dead ve Shawn Of The Dead arka arkaya vizyona girerken Rodriguez de Spy Kids serisinin ikinci ve üçüncü filmleriyle Sin City’yi çekti. Ve senaryosuna devam etti. Bu filmlerde olmayan şeyleri eklemeye çalıştı. Rodriguez filmde geleneksel zombi filmleri yapısının dışında bir anlatım uygulasa da Dehşet Gezegeni’nin klasik korku filmlerinden beslenen bir tarafı da var. Rodriguez’in senaryosu sıra dışı makyajlar ve özel efektler gerektiriyordu. Ödüllü makyaj ustası Greg Nicotero film için kadroya dahil oldu. Makyaj efektleri Rodriguez’in filminde kullanılan efektlerin sadece bir kısmı. Spy Kids 3-D ve Sin City filminin özel efektlerini yapan ekip bu filmde de birlikte çalıştı. Efektleri Troublemaker Digital grubu hazırladı ve özellikle Rose McGowan’ın bacağı için uzun uğraşlar sergilemişler.

Tam anlamıyla bir Grindhouse deneyimi yaşatmak için de ikilinin çektiği filmlerin arasına uyduruk fragmanlar yerleştirilecekmiş (bu fragmanlardan bir tanesini Rob Zombie bir diğerini ise Eli Roth çekti). Sanırım bu şekilde istenilen havayı fazlasıyla tattırmayı başaracaklar. (Ne yazık ki Amerika, İngiltere ve Avustralya dışında bu deneyimi yaşam şansı bulamaycağız çünkü iki filmin gösterim tarihi de farklı. Yani Grindhouse bizde ve yukarda saydığımız diğer üç ülke dışında istediği etkiyi yaratabilecek mi kuşkuluyum).Biraz filminin iyi ve kötü yönelerine değinmek gerekirse 28 Hafta Sonra’nın politik göndermeleri ile iyice bir ciddiyet kazanan zombiler Dehşet Gezegeni’nde daha çok Troma gezegeninden fırlayıp gelmiş ıslak canavarlar olarak karşımıza çıkıyor. George Romero ve John Carpenter klasiklerine sayısız göndermelerle dolu., bir film yapan rodrigez her türlü şovdan kaçınmıyor. Filmde yönetmen faktörü yok denecek kadar azalıyor. Öte yandan, kadınları daha fazla ön plana çıkaran her iki film de onları adeta fetiş oyuncularına dönüştürüyor. Yani burada tek eleştirebileceğim her ne kadar kadınlar erkeklerle eşit güçte olsada, hatta onlardan daha da güçlü gösterilselerde, yönetmenlerinin arzu objeleri olmaktan kurtulamıyorlar. Dehşet Gezegini’nin saklamaktan korkmadığı absürdlüğünü de atlamamak gerekiyor. Yüzü kimyasal gaz yüzünden iltihap kaplamış bir hastanın, bir sahne önce ona üstünlük taslayan doktorun yüzüne kendi yüzündeki iltihap baloncuğunu patlatarak sürmesi gibi absürd sahneler, filme gerçekten müthiş bir dinamizm katıyor. Bu filmi oyun kuralları önceden belirlenmiş bir futbol maçı olarak görebilirsiniz. Ölüm geçirmez’in gölgesinde kalsa da Rodriguez’in pası attığını, Tarantino’nun da pası alıp, golü attığını görebilirdik. Maç tadında iki ayrı film deneyimi eski istismar sineması günlerine geri dönmek için ideal filmlerden…

Ahmet Türkan/www.korkusitesi.com tavsiye ederiz

Hostel 3

Quentin Tarantino tayfasından Eli Roth’un 2005 yılında çektiği “Hostel” ile başlayan serinin 3. filmi gelecek sene vizyona girecek. İyi haber buydu, kötü haber ise bu defa yönetmen koltuğunda Eli Roth’un oturmayacak oluşu. Torture porn türünün şukela örneklerinden biri olan ilk film oldukça beğeni toplamış ancak ortaya bir anda “Saw” rüzgarının peydah olmasıyla biraz arkada kalmıştı. Devam filmi olan “Hostel 2” ise beklentileri hiç karşılayamamıştı. 3. film için kendisine teklif geldiğindeyse reddetmiş. Seküel filmlere karşı olmadığını ancak çekebilmesi için senaryonun iyi olması gerektiğini belirtmiş. Anlaşılan part 3′te bizi 2. film gibi bir facia bekliyor.

Soldaki Son Ev(2009)

Tür :   Gerilim / Korku
Gösterim Tarihi : 19 Haziran 2009
Yönetmen : Dennis Iliadis
Senaryo : Adam Alleca , Carl Ellsworth , Wes Craven
Yapım : 2009, ABD , 110 dk.

Oyuncular

Garret Dillahunt (Krug) , Michael Bowen (Morton) , Joshua Cox (Giles) , Riki Lindhome (Sadie) , Aaron Paul (Francis) , Sara Paxton (Mari Collingwood) , Monica Potter (Emma Collingwood) , Tony Goldwyn (John Collingwood)

Filmi hakkında görüşlerimi söylemeden önce konusundan bashetmek istiyorum.
Konudan bahsedersek;
Collingwood ailesi tatil için bir dağ evine giderler. Ailenin kızı Mari, orada Paige ile arkadaş olur.

Fakat bir çete tarafından iki arkadaş kaçırılır ve Mari ellerinden kurtulmaya çalışırken vurulur. Çete üyeleri kendilerine sığınacak bir ev ararken tesadüfen Mari’nin ailesinin evini bulur. Herşey ortaya çıktığında failler kurban durumuna düşecektir.

Wes Crave’nin ucuza küçük bir ekip ile çektiği aynı zamanda onun ilk filmi olan Soldaki Son Ev filmini hepiniz hatırlamış olmalısınız. Film sonrasında 70’lerin İstismar sinemasına adını yazdırmış ve çoğu yerlerde sansüre uğramıştır. Sansüre uğramasaydı,belkide başarılı olurdu diye düşünüyorum. Ama kesin olan birşey de değil. Yapımcı olarak tekrar çevirisini yaptığı Tepenin Gözleri’nin başarılı olduğunu görünce bence bu filmini 37 yıl aradan sonra tekrar çekmek aklına gelmiş olmalı.
Mari, kız arkadaşı ile beraber babasının arabasını alıp şehre indiğinde, hafif-meşrep Paige’in bıdıbıdısı üzerine onla birlikte mecburen markette tanıştıkları Justin’in otel odasına geliyor. Derken içeri Justin’in hapishaneden yeni kaçmış babası, kız arkadaşı ve erkek kardeşi girince ortalık şenleniyor. İlk filminden de hatırlayacağınız muhteşem bir arbedenin ardında bir Paige öldürülürken Mari, tecavüze uğruyor ve ölüme terk ediliyor.
Ve bizim katil ekibimiz o bölgede olan teş ev olarak Marinin anne ve babasının evine sığınıyorlar.

https://i0.wp.com/www.sinema.com/images/original/90280.jpg

Anne-baba gece ilerlediğinde ve durumu anladıklarında kararlarını vermekte gecikmiyorlar. Ve yavaş yavaş en sevdiğim noktaya geliyoruz avcı-ava dönüşüyor. Bu noktadan sonra film size sesleniyor siz bu aile yerinde olsaydınız ne yapardınız? Ve buradan da anlayacaksınız bu filmin bir zamanlar istismar sineması örneği olmasını içerdiği şiddet değil. Hoşgörülü bir ailenin acımasız katillere dönüşmesi izleyeciye vurucu gelmiştir. Ve bu yüzdende unutulmaz bir istismar sineması örneği olmuştur.
Tekrar çevrimleri ilkiyle kıyasladığımız için pek başarılı bulamıyoruz. Ama ben bu filmi tek başına kıyaslamadan incelediğimde Craven taşınması zor bir yükü çok başarılı bir şekilde taşıyor. Hem ilk filmi gibi olmayan bir film havasına girmiş. Ve son derece ciddi bir duruş segilemiş. O anlamsız mizaha pek girilmemiş. Ve ilk filmde sanki bizle eğlenircesine kullanılan folklore benzeyen müzikler yok.

Ve gel gelelim şiddet konusuna soldaki son ev aşırı şiddet gösteriminden kaçınan daha çok gerilim filmi havasında duran bir film olmuş. Zaten Saw ve Hostel serisindeki şiddeti görmüş birileri olarak bu filmdeki şiddet bize az bile gelecektir.


Elbette Craven’ın orijinal yapımının die-hard fanları için tatmin edici olmaktan uzak yeni “Soldaki Son Ev”, ama bir yeniden çevrim olarak değil de bağımsız bir yapım olarak ele alındığında, mesajını son derece ciddi ve etkili bir biçimde iletmeyi, üstelik de bunu temel aldığı ilk filmin yapısını ters yüz ederek başardığı kanısındayım.

Mustafa Türkan(Stephenking)
Korkusitesi.com için yazdığım yazımdır.

Kan oranı=10/6 Gerilim=10/8 korkumetre=10/5

Kimler izlemeli?
– İstismar filmlerinden hoşlananlar
– Yeni teknolojiyle Wes Craven filmleri nasıl olurdu merak edenler
Kimler izlememeli?
– İntikam filmlerini etik bulmayanlar
– İstismar filmlerinde şiddetin gösteriliş biçimini onaylamayanlar.

Teksas Katliamı(2003)

Yeni Teksas katliamı tipik bir “teenslasher” filmi olmuş. Yani, bir grup genç bir yolculuğa çıkarlar. Amerika’nın orta kesimlerindeki yabancı bir kasabada onları yollarından alıkoyan bir durum oluşur. Ve burada, hasta ruhlu ve/veya mutasyona uğramış taşralıların saldırısına uğrarlar. Bence bu tür korku filmleri gençlere ahlaki ders vermek amacıyla yapılan korku filmleri…

Teksas Katliamı, iyi olması için biraz fazla uğraşılmış bir film. Karakterler daha gerçekçi. Gerekçelerini açıklamak için çok uğraşılıyor. Yönetmenin video klip kökenini belli eden, çok stilize bir kamera ve ışık çalışması söz konusu. Her şey bir büyük yapım tadında. Halbuki kaynak filmi kendine özgü kılan, amatörce ve gülünç özellikleriydi. Leatherface’in (orijinal filmlerde de bu karakteri canlandıran Andrew Bryniarski tarafından oynanmış olması eğlenceli detaylardan biri) elektrikli testeresini kafasının üzerinde tutup salakça sallamasıydı. Büyükbabanın isterikliğiydi. Adams ailesini andıran o tuhaf ailenin ilişkileriydi.

Takıldığım önemli bir detay da öyküsünü izlediğimiz gençler oldu. Olayların geçtiği zaman dilimi olarak yine 1973 yılı seçilmiş. Fakat hiçbiri 70’li yılların gençleri hissini vermeyen bu karakterler, daha ziyade günümüzde yaşıyor gibi duruyorlar. Zaten, telefonlar (ve cep telefonlarının yokluğu) dışında bu filmin 1973’te geçtiğini düşünmemize sebep olacak hiçbir dönem detayı yok.

Teksas Katliamı, kendini izlettiren bir film. Ama ne kaynak filmin orijinalliği kalmış geriye; ne de bu filmi benzerlerinden ayıracak herhangi bir nitelik katılmış. Yeni nesillere bir başka dehşet gösterisi daha. Aynı filmi tekrar tekrar izlemekten sıkılmadıysanız…

Kan Oranı=10/8 gerilim=10/8 korkumetre=10/5

Mustafa Türkan

Last House on the Left (1972)

1972 yapımı Soldaki Son Ev hala 70’li yılların en bol kanlı filmleri arasındadır. Film aslında kullanıdığı şiddette çok füveniyordu. Ve insanların bu şiddetten rahatsız olacakları bildiği için birde “bu sadece bir film” slogunu kullanmaya başladı. Peki bu film neden bu kadar tepki çekmişti. O zamanda gösterdiği şiddetten ötürü olsa da bir o kadarda bireysel intikamı savunan düşünce yapısıyla da filmin tepki almasına yol açmıştı. Peki ben neden bu filmi inceleme gereki buldum? Cuma günü sinemalarda göreceğimiz film bu kadar yakınımızdayken eskisinide incelemek gerekir diye düşündüm.

Filmi izledikten sonra Craven’e süper bir film yapmış diyemeyeceksiniz. Çünkü Craven bu filmi,The Virgin Spring adlı filmden etkilenerek hazırladı apacık belli. Craven bunu filmi çok beğenmiş olacak ki avcıların ava dönüşmesini istemiş.

Yeni hikayede, konsere giden farklı sınıftan iki kız arkadaş, esrar ararken esrarengiz bir grubun içinde bulur kendini. Başlangıçta sadece kızlarla eğlenen bu grubun gösterdiği şiddetin dozu giderek artar ve tecavüzle sonuçlanır. Fakat grubun kızları sağ yollamaya niyeti yoktur ve ikisini de öldürürler.

Sonra hiç birşey olamamış gibi bir eve sığınırlar. Fakat kaderin cilvesine bakın. Bu saklandıkları ev öldürdükleri kızlardan birinin ailesinin evidir. Ve avcıları yakında ava dönüşeceklerdir. Ve birazdan bizde kanlı bir dersi izlemeye başlayacağız. Mesela filmin bir sahnesinden tecavüze uğrayan kızın annesi çetenin erkek üyesinin penisi keser. Bu sahneyi zaten anlatmamız filmin ne kadar vurucu olduğunu size anlatmaya yeter herhalde. ama vuruculuğu filmin şiddet yanı değil hoşgörülü görülen bir ailenin birden katile dönüşmesidir.

Esas gülünç olan acayip müzik kullanımıdır; trajik sahnelerdeki çocuksu sesler, grafik şiddetle uyumsuz folk şarkıları Craven’ın her şeyin gerisinde bizle eğlendiğinin bir ispatı gibidir.

Puanlama sistemi yakında hazır olacaktır.

Kan oranı=10/7  gerilim=10/10  korkumetre=10/7

Mustafa türkan

İstismar Sineması

Yakında Soldaki Son Ev sinemaya girerken şöyle 70’lere bir seheyat edelim. Ve istismar sinemasını yerinde inceleyelim.

Blaxploitation: 70’lerin soul ve funk katkılı siyahi istismar filmleri. Çoğunluklar özgürlükiadlete ve miliyetçilik kavramanlarınla siyahlara ulaşmaya çalışan bir film türüdür. Bana kalırsa en iyi örneğide braculadır.

Geceyarısı Sineması: İstismar sinemasına ciddi bir şekilde eğilen, türün ustalarına ve “başyapıtlarına” dair inceleme yazılarına yer veren tek yerli yayın. Yakın zamanda mezarından dirilip yeniden okuyucusuyla buluşacağı söyleniyor.

Bu arada Rodrigez ve Tarantinonun İki film birlikte sinemayı kana buladıkları eğlenceli kült filmlere gönderme yapan filmleri unutulamaz. Özellikle de ölüm geçirmez ve dehşet gezeni. Peki ya grındhouse ne demektir? Kalçaları biribirine sürterek dans etmek anlamınada geldiği biliyormuydunuz? Şimdi öğrendiniz.

Konumuzdan konuya nasıl başladıysak öyle devam edelim. Şimdi İstismar sinemasının alt türleri incelemk lazım.

► Giallo, İtalyanca sarı anlamına gelen bu kelime, İtalya’da bir dönem sarı seri olarak basılmış olan ucuz (pulp) polisiye/dedektiflik hikayelerinin bolca vahşet ve kan eklenerek sinemaya uyarlanmış haline verilen isimdi. Eurotrash gerilim olarak da bilinen türün en önemli yönetmeni Dario Argento olmasına rağmen bilinen ilk örneği, Mario Bava’ nın La Ragazza Che Sapeva Troppo (1963) filmidir. Ülkemizde içine biraz da seks öğeleri katılmış giallo türünde filmler de çekilmiştir.

►Snuff, bir insanın kamera önünde gerçekten öldürüldüğü iddiasında olan filmlere verilen isimdir. Ama gerçek bir örneği henüz bulunmamaktadır. Deep River Savages (1972) hayvanların gerçekten öldürüldüğü, kanlı vahşet görüntülerinin yeraldığı bir film olarak bu türe yakın bir filmdir. Türün en iyi bilinen örnekleri, uzun bir süre snuff olduğu zannedilen ve Blair Witch filmine de esin kaynağı olan Rugerro Deodato imzalı Cannibal Holocaust (1980) ve film yapımcıları Gualtiero Jacopetti ve Franco Prosperi’ nin sonradan shockumentary (şok edici belgesel) olarak adlandırılacak olan gerçek görüntülerden derleme Mondo (İtalyanca “dünya”) serisi filmleri Mondo Cane (1962) ve Face of Death (1978) filmleridir.

► Gore, kanın su gibi aktığı filmlere verilen genel isimdir. Vahşi cinayetlerin bol kanlı biçimde beyazperdeye yansıtıldığı bu türün bilinen ilk örneği, gore türünün babası Herschell Gordon Lewis’in Blood Feast (1963) filmidir. Dario Argento’ nun afişinde “Bu filmin son 12 dakikasından daha korkunç birşey varsa o da ilk 92 dakikasıdır” tümcesi yazan Suspiria (1977) filmi ve Zombie Holocaust (1979) gore türünün en bilinen filmleridir. Yine Tarantino’nun kankası Robert Rodriguez’le birlikte kotardığı From Dusk Till Down (1996) Tarantino’nun alt türlere olan tutkusunun bir ürünü olarak gore türüne örnek gösterilebilecek bir film olarak Tarantino filmografisindeki yerini almıştır.

► Eurotrash, Avrupa yapımı çöp filmlere verilen bu isim, genel olarak gialloları, gore filmleri, İtalyan zombi filmlerini kapsayan genel bir ifade olarak kullanılıyor.

Genel olarak alt türler bu şekilde tanımlansa da bu türlerin dışında kalan filmler de var. Uyuşturucu, değişim geçirip canavarlaşan hayvanlar, nudizm, eşcinsellik, işkence için kullanılan ev aletleri, naziler, bilim-kurgu temaları, cinsel hastalıklar, kadın hapishaneleri, zombiler ve akla gelebilecek bilimum manyaklık istismar filmlerinde kullanılan diğer temalardan bazıları. Seyirciyi salona çekmek için abartılı film sloganları kullanmak, film afişinde X ibaresine yer vermek istismar sinemasının diğer silahlarından bir kaçı.

Mustafa Türkan

İçerde Ne Var?

Son yıllarda Amerika korku sinemasını ayakta tutmak için j-korkuları çekedursun. Avrupa Korku Sineması özelliklede fransa’dan gayet başarılı filmler gelmeye başladı. Peki neden avrupa kazanmaya başladı. Çünkü eskiden insanlar remakelere “taklit aslını yaşatır” diye düşünüyorumdu. Ama zamanla insanlar “taklit aslını bozar” düşüncesini benimsedi. Ve remake görmekten sıkıldı. Bundan avrupalılar son derece akıllı bir şekilde yararlanarak vahşet gösterileriyle insanları sinemaya çekmeyi başardı.

İçerde Filminin berbat yapılan remakelerden ayıran bir çok özellik var ama içerde kan var. Hemde oldukça fazla yani bu filmdeki kanla binlerce hasta kurtulabilir desem abartılı bir ifade kullanmış mı olurum? Ben İçerde filmini susuz bir rakıya benzetiyorum.

Konuya gelirsek;

Sarah eşini kaybettiği trafik kazasından aylar sonra karnında taşıdığı bebeği doğurmaya karar veriyor. Hastaneye yatarak kontrollü bir doğum geçirmeden bir gece önce loş evinde tek başına dinlenirken (Avrupalı olmayan izleyici için komik olabilecek bir seçim) davetsiz bir misafir tarafından ziyaret ediliyor. Kazanın sürpriz kazazedesi Bayan Kadın (inanılmaz Beatrice Dalle) hamile kadını ortadan kaldırıp karnındaki bebeğe sahip olmak gibi sapıkça bir amaçla ve çeşitli kesici aletlerle beliriyor.

Film kapalı mekanda geçtiği için filmde neler olacağını tahmin edebilirsiniz. Bu arada da filmi sonu kurtarıyor. Malesef iyiler kazanmayacak bu filmde. Hardcore şiddete hamile bir kadının kullanılması ilginç bir fikir zaten fransızlarda da son zamanlarilginç fikirler geliyor.

Film son derece korkutucu ve gerilim yaratacak atmosfere sahip bir fransız hardcore şiddet filmi. Hatta bazı kesimlere göre istismar sineması.

Ben diyorum,bu fransızlardan korkulur. Komşunuz bir fransızsa bir kere daha düşünmek lazım değil mi?

Mustafa Türkan

Sınır(DA)

Son yıllarda 70’lerin eurohorror filmlerini andıran Fransız korku filmleri atağa geçti. Ve beyazperdeyi kana bulamaya devam edecekleri gibi duruyor. Bu filmi izlememi sağlayan şey üzerinde yazan “Bu film son derece gerçekçi vahşet sahneleri içerir” yazısı oldu. Çünkü kanın oluk oluk aktığı filmleri sevmiyorum desem de seviyordum. Filmi izlerken hep şunu düşündüm. Yine b-movie sınırları geçemeyen bir film izleyeceyiz. Faakt öyle olmadı. Aslında karmaşık duygular içindeyim şu an. Bir yanım filmi beğenmendi. Bir yanım hayran kaldı.

Sınırda başladığında politik çatışmalar içinde olan bir fransa görüyoruz. Bu da filmi kendi ayakları üstünde kalmaya çalışan bir yapım olarak gösteriyor. Bazı kesimlerden politikayı korku filmine alet ediyor gibi sert eleştirilerde asla son derece vurucu bir korku filmi. Beğenmemim sebebi ise otel klişesi ile başlayıp devam etmesi. Fakat bir korku filminde olması gereken herşey filmde var. Yani dert etmemize gerek yok. Filmde neler mi var? Örneğin; Sadist bir aile,yamyamlık ve vahşet sahneleri.

Bazı kişiler bu filmi teksas katliamı benzetiyorlar. Sırf görüntüleri ve havası öyle gösteriyor. Yoksa ikisi aynı şey değiller tabikide ama illede Teksas katliamı diyeceksen bu da şimdiye kadar yapılmış en iyi teksas katliamı çakmasıdır.

Son dönemde Fransa’dan son derece başarılı korku filmleri geliyor ve şüphesiz Sınır(da) bu yeni dalganın en iyisi değil. Fakat klasik senaryoyu yakın tarihin canavarlarıyla buluşturması dikkat çekici ve aslında dünyanın farklı köşelerinde tür filmi çekmek isteyen sinemacılara da küçük bir ders veriyor. Genellikle ahlakçı, muhafazakar bir dünya görüşünden güç alan veya onun etkisini hissettiren bir türü daha ilerici meselelerle buluşturmak mümkün.

Belirmek istediğim son birşey var. O da ; Bu fransız Kan dökmesini seviyorlar. Fransa’ya tatille gitmeden önce düşünün.

Mustafa Türkan

Soldaki Son Ev

korku – şiddet – cinsellik unsurları içerdiğinden 18+

SOLDAKİ SON EV
Dennis Iliadis’in yönettiği ve Sara Paxton, Martha Macisaac, Tony Goldwyn ile Monica Potter’ın oynadığı Soldaki Son Ev 19 Haziran 2009’da vizyondaki yerini alıyor.

Collingwood’daki göl evine giden Mari ile arkadaşı Paige, orada psikopat ruhlu hapishane kaçağı Krug ve ekibi tarafından kaçırılırlar. Mari’nin tek umudu, anne – babasına ulaşıp oraya gelmelerini sağlamaktır. Saldırganlar bir sığınak ararken Mari’nin hayatta kalabilmeyi başarabileceği tek yeri seçmişlerdir. İntikam almaya kararlı Mari’nin ailesi, saldırganların hayatını cehenneme çevirecektir.

Mustafa Türkan

Ölüm Oyunu

Gelecek. Japonya; çökmüş ekonomisi, sürekli artan işsizleri, başıboş ve asi gençleri ile her geçen gün daha kötüye gidiyor. Hükümet, önce gençleri dize getirmeye karar veriyor, bunun için de Battle Royale denilen bir yasa çıkarıyor. BR’ye göre, seçilen bir sınıf üç günlüğüne bir adaya kapatılacak ve canlı kalmayı başaran son öğrenci eve geri dönebilecek.

Böylece Şiddetin önüne geçeceğini sanan bir hükümet ve bir korku filmi…Otomatik portokal gibi sinir bozucu bir film ölüm oyunu,ikiside bol bol şiddet içermektedir.

Orjinallik açısında gerçekten gayet güzel bir senaryosuda var.Filmdeki şiddet sahneleri insanın içinde yer ediniyor.Bu japonlar işi iyi biliyor.

Film hessas sorusu Şiddet çözümüdür?Arkadaşını yaşamak için öldürebilirmisin?

Aslında film kabul ediyorum pisikolojik değişimi sinemaya aktaran en iyi film.Bakın şu suratlara bunlar nasıl katil olur babası?

Ölüm Oyunu, hakkında tüm yazılanlara çizilenlere bakılırsa, oldukça abartılmış bir film. Ama dedim ya, filmden beklentim iyice bir gerilmekti, bu da olmayınca filmden hiçbir zevk alamadım. İşte, insanın kendisini şartlandırması bu olsa gerek.

Kara bir komedi izlemek isterseniz Ölüm oyunu tam sizlik

Mustafa Türkan

Sonraki Sayfa »