Hostel 3

Quentin Tarantino tayfasından Eli Roth’un 2005 yılında çektiği “Hostel” ile başlayan serinin 3. filmi gelecek sene vizyona girecek. İyi haber buydu, kötü haber ise bu defa yönetmen koltuğunda Eli Roth’un oturmayacak oluşu. Torture porn türünün şukela örneklerinden biri olan ilk film oldukça beğeni toplamış ancak ortaya bir anda “Saw” rüzgarının peydah olmasıyla biraz arkada kalmıştı. Devam filmi olan “Hostel 2” ise beklentileri hiç karşılayamamıştı. 3. film için kendisine teklif geldiğindeyse reddetmiş. Seküel filmlere karşı olmadığını ancak çekebilmesi için senaryonun iyi olması gerektiğini belirtmiş. Anlaşılan part 3′te bizi 2. film gibi bir facia bekliyor.

Teksas Katliamı(2003)

Yeni Teksas katliamı tipik bir “teenslasher” filmi olmuş. Yani, bir grup genç bir yolculuğa çıkarlar. Amerika’nın orta kesimlerindeki yabancı bir kasabada onları yollarından alıkoyan bir durum oluşur. Ve burada, hasta ruhlu ve/veya mutasyona uğramış taşralıların saldırısına uğrarlar. Bence bu tür korku filmleri gençlere ahlaki ders vermek amacıyla yapılan korku filmleri…

Teksas Katliamı, iyi olması için biraz fazla uğraşılmış bir film. Karakterler daha gerçekçi. Gerekçelerini açıklamak için çok uğraşılıyor. Yönetmenin video klip kökenini belli eden, çok stilize bir kamera ve ışık çalışması söz konusu. Her şey bir büyük yapım tadında. Halbuki kaynak filmi kendine özgü kılan, amatörce ve gülünç özellikleriydi. Leatherface’in (orijinal filmlerde de bu karakteri canlandıran Andrew Bryniarski tarafından oynanmış olması eğlenceli detaylardan biri) elektrikli testeresini kafasının üzerinde tutup salakça sallamasıydı. Büyükbabanın isterikliğiydi. Adams ailesini andıran o tuhaf ailenin ilişkileriydi.

Takıldığım önemli bir detay da öyküsünü izlediğimiz gençler oldu. Olayların geçtiği zaman dilimi olarak yine 1973 yılı seçilmiş. Fakat hiçbiri 70’li yılların gençleri hissini vermeyen bu karakterler, daha ziyade günümüzde yaşıyor gibi duruyorlar. Zaten, telefonlar (ve cep telefonlarının yokluğu) dışında bu filmin 1973’te geçtiğini düşünmemize sebep olacak hiçbir dönem detayı yok.

Teksas Katliamı, kendini izlettiren bir film. Ama ne kaynak filmin orijinalliği kalmış geriye; ne de bu filmi benzerlerinden ayıracak herhangi bir nitelik katılmış. Yeni nesillere bir başka dehşet gösterisi daha. Aynı filmi tekrar tekrar izlemekten sıkılmadıysanız…

Kan Oranı=10/8 gerilim=10/8 korkumetre=10/5

Mustafa Türkan

İstismar Sineması

Yakında Soldaki Son Ev sinemaya girerken şöyle 70’lere bir seheyat edelim. Ve istismar sinemasını yerinde inceleyelim.

Blaxploitation: 70’lerin soul ve funk katkılı siyahi istismar filmleri. Çoğunluklar özgürlükiadlete ve miliyetçilik kavramanlarınla siyahlara ulaşmaya çalışan bir film türüdür. Bana kalırsa en iyi örneğide braculadır.

Geceyarısı Sineması: İstismar sinemasına ciddi bir şekilde eğilen, türün ustalarına ve “başyapıtlarına” dair inceleme yazılarına yer veren tek yerli yayın. Yakın zamanda mezarından dirilip yeniden okuyucusuyla buluşacağı söyleniyor.

Bu arada Rodrigez ve Tarantinonun İki film birlikte sinemayı kana buladıkları eğlenceli kült filmlere gönderme yapan filmleri unutulamaz. Özellikle de ölüm geçirmez ve dehşet gezeni. Peki ya grındhouse ne demektir? Kalçaları biribirine sürterek dans etmek anlamınada geldiği biliyormuydunuz? Şimdi öğrendiniz.

Konumuzdan konuya nasıl başladıysak öyle devam edelim. Şimdi İstismar sinemasının alt türleri incelemk lazım.

► Giallo, İtalyanca sarı anlamına gelen bu kelime, İtalya’da bir dönem sarı seri olarak basılmış olan ucuz (pulp) polisiye/dedektiflik hikayelerinin bolca vahşet ve kan eklenerek sinemaya uyarlanmış haline verilen isimdi. Eurotrash gerilim olarak da bilinen türün en önemli yönetmeni Dario Argento olmasına rağmen bilinen ilk örneği, Mario Bava’ nın La Ragazza Che Sapeva Troppo (1963) filmidir. Ülkemizde içine biraz da seks öğeleri katılmış giallo türünde filmler de çekilmiştir.

►Snuff, bir insanın kamera önünde gerçekten öldürüldüğü iddiasında olan filmlere verilen isimdir. Ama gerçek bir örneği henüz bulunmamaktadır. Deep River Savages (1972) hayvanların gerçekten öldürüldüğü, kanlı vahşet görüntülerinin yeraldığı bir film olarak bu türe yakın bir filmdir. Türün en iyi bilinen örnekleri, uzun bir süre snuff olduğu zannedilen ve Blair Witch filmine de esin kaynağı olan Rugerro Deodato imzalı Cannibal Holocaust (1980) ve film yapımcıları Gualtiero Jacopetti ve Franco Prosperi’ nin sonradan shockumentary (şok edici belgesel) olarak adlandırılacak olan gerçek görüntülerden derleme Mondo (İtalyanca “dünya”) serisi filmleri Mondo Cane (1962) ve Face of Death (1978) filmleridir.

► Gore, kanın su gibi aktığı filmlere verilen genel isimdir. Vahşi cinayetlerin bol kanlı biçimde beyazperdeye yansıtıldığı bu türün bilinen ilk örneği, gore türünün babası Herschell Gordon Lewis’in Blood Feast (1963) filmidir. Dario Argento’ nun afişinde “Bu filmin son 12 dakikasından daha korkunç birşey varsa o da ilk 92 dakikasıdır” tümcesi yazan Suspiria (1977) filmi ve Zombie Holocaust (1979) gore türünün en bilinen filmleridir. Yine Tarantino’nun kankası Robert Rodriguez’le birlikte kotardığı From Dusk Till Down (1996) Tarantino’nun alt türlere olan tutkusunun bir ürünü olarak gore türüne örnek gösterilebilecek bir film olarak Tarantino filmografisindeki yerini almıştır.

► Eurotrash, Avrupa yapımı çöp filmlere verilen bu isim, genel olarak gialloları, gore filmleri, İtalyan zombi filmlerini kapsayan genel bir ifade olarak kullanılıyor.

Genel olarak alt türler bu şekilde tanımlansa da bu türlerin dışında kalan filmler de var. Uyuşturucu, değişim geçirip canavarlaşan hayvanlar, nudizm, eşcinsellik, işkence için kullanılan ev aletleri, naziler, bilim-kurgu temaları, cinsel hastalıklar, kadın hapishaneleri, zombiler ve akla gelebilecek bilimum manyaklık istismar filmlerinde kullanılan diğer temalardan bazıları. Seyirciyi salona çekmek için abartılı film sloganları kullanmak, film afişinde X ibaresine yer vermek istismar sinemasının diğer silahlarından bir kaçı.

Mustafa Türkan

İçerde Ne Var?

Son yıllarda Amerika korku sinemasını ayakta tutmak için j-korkuları çekedursun. Avrupa Korku Sineması özelliklede fransa’dan gayet başarılı filmler gelmeye başladı. Peki neden avrupa kazanmaya başladı. Çünkü eskiden insanlar remakelere “taklit aslını yaşatır” diye düşünüyorumdu. Ama zamanla insanlar “taklit aslını bozar” düşüncesini benimsedi. Ve remake görmekten sıkıldı. Bundan avrupalılar son derece akıllı bir şekilde yararlanarak vahşet gösterileriyle insanları sinemaya çekmeyi başardı.

İçerde Filminin berbat yapılan remakelerden ayıran bir çok özellik var ama içerde kan var. Hemde oldukça fazla yani bu filmdeki kanla binlerce hasta kurtulabilir desem abartılı bir ifade kullanmış mı olurum? Ben İçerde filmini susuz bir rakıya benzetiyorum.

Konuya gelirsek;

Sarah eşini kaybettiği trafik kazasından aylar sonra karnında taşıdığı bebeği doğurmaya karar veriyor. Hastaneye yatarak kontrollü bir doğum geçirmeden bir gece önce loş evinde tek başına dinlenirken (Avrupalı olmayan izleyici için komik olabilecek bir seçim) davetsiz bir misafir tarafından ziyaret ediliyor. Kazanın sürpriz kazazedesi Bayan Kadın (inanılmaz Beatrice Dalle) hamile kadını ortadan kaldırıp karnındaki bebeğe sahip olmak gibi sapıkça bir amaçla ve çeşitli kesici aletlerle beliriyor.

Film kapalı mekanda geçtiği için filmde neler olacağını tahmin edebilirsiniz. Bu arada da filmi sonu kurtarıyor. Malesef iyiler kazanmayacak bu filmde. Hardcore şiddete hamile bir kadının kullanılması ilginç bir fikir zaten fransızlarda da son zamanlarilginç fikirler geliyor.

Film son derece korkutucu ve gerilim yaratacak atmosfere sahip bir fransız hardcore şiddet filmi. Hatta bazı kesimlere göre istismar sineması.

Ben diyorum,bu fransızlardan korkulur. Komşunuz bir fransızsa bir kere daha düşünmek lazım değil mi?

Mustafa Türkan

Sınır(DA)

Son yıllarda 70’lerin eurohorror filmlerini andıran Fransız korku filmleri atağa geçti. Ve beyazperdeyi kana bulamaya devam edecekleri gibi duruyor. Bu filmi izlememi sağlayan şey üzerinde yazan “Bu film son derece gerçekçi vahşet sahneleri içerir” yazısı oldu. Çünkü kanın oluk oluk aktığı filmleri sevmiyorum desem de seviyordum. Filmi izlerken hep şunu düşündüm. Yine b-movie sınırları geçemeyen bir film izleyeceyiz. Faakt öyle olmadı. Aslında karmaşık duygular içindeyim şu an. Bir yanım filmi beğenmendi. Bir yanım hayran kaldı.

Sınırda başladığında politik çatışmalar içinde olan bir fransa görüyoruz. Bu da filmi kendi ayakları üstünde kalmaya çalışan bir yapım olarak gösteriyor. Bazı kesimlerden politikayı korku filmine alet ediyor gibi sert eleştirilerde asla son derece vurucu bir korku filmi. Beğenmemim sebebi ise otel klişesi ile başlayıp devam etmesi. Fakat bir korku filminde olması gereken herşey filmde var. Yani dert etmemize gerek yok. Filmde neler mi var? Örneğin; Sadist bir aile,yamyamlık ve vahşet sahneleri.

Bazı kişiler bu filmi teksas katliamı benzetiyorlar. Sırf görüntüleri ve havası öyle gösteriyor. Yoksa ikisi aynı şey değiller tabikide ama illede Teksas katliamı diyeceksen bu da şimdiye kadar yapılmış en iyi teksas katliamı çakmasıdır.

Son dönemde Fransa’dan son derece başarılı korku filmleri geliyor ve şüphesiz Sınır(da) bu yeni dalganın en iyisi değil. Fakat klasik senaryoyu yakın tarihin canavarlarıyla buluşturması dikkat çekici ve aslında dünyanın farklı köşelerinde tür filmi çekmek isteyen sinemacılara da küçük bir ders veriyor. Genellikle ahlakçı, muhafazakar bir dünya görüşünden güç alan veya onun etkisini hissettiren bir türü daha ilerici meselelerle buluşturmak mümkün.

Belirmek istediğim son birşey var. O da ; Bu fransız Kan dökmesini seviyorlar. Fransa’ya tatille gitmeden önce düşünün.

Mustafa Türkan

Ölüm Oyunu

Gelecek. Japonya; çökmüş ekonomisi, sürekli artan işsizleri, başıboş ve asi gençleri ile her geçen gün daha kötüye gidiyor. Hükümet, önce gençleri dize getirmeye karar veriyor, bunun için de Battle Royale denilen bir yasa çıkarıyor. BR’ye göre, seçilen bir sınıf üç günlüğüne bir adaya kapatılacak ve canlı kalmayı başaran son öğrenci eve geri dönebilecek.

Böylece Şiddetin önüne geçeceğini sanan bir hükümet ve bir korku filmi…Otomatik portokal gibi sinir bozucu bir film ölüm oyunu,ikiside bol bol şiddet içermektedir.

Orjinallik açısında gerçekten gayet güzel bir senaryosuda var.Filmdeki şiddet sahneleri insanın içinde yer ediniyor.Bu japonlar işi iyi biliyor.

Film hessas sorusu Şiddet çözümüdür?Arkadaşını yaşamak için öldürebilirmisin?

Aslında film kabul ediyorum pisikolojik değişimi sinemaya aktaran en iyi film.Bakın şu suratlara bunlar nasıl katil olur babası?

Ölüm Oyunu, hakkında tüm yazılanlara çizilenlere bakılırsa, oldukça abartılmış bir film. Ama dedim ya, filmden beklentim iyice bir gerilmekti, bu da olmayınca filmden hiçbir zevk alamadım. İşte, insanın kendisini şartlandırması bu olsa gerek.

Kara bir komedi izlemek isterseniz Ölüm oyunu tam sizlik

Mustafa Türkan

Cehenneme Bir Adım

Cehenneme Bir Adım(The Descent), rafting yapan üç kadının görüntüleriyle açılıyor. Bu kadınlardan birinin kocası ve küçük kızı ise nehrin kenarından onları izliyor. Fiziksel güçle, dolayısıyla erkeklikle ilişkilendirilen bir spor dalını uygulayan kadın karakterlerin sunumu ve aile içindeki rollerin alışık olmadığımız şekilde konumlandırılmasının ardından, o ailenin hiç de dışardan gözüktüğü kadar sağlam olmadığının ipuçlarını alıyoruz. Ve belki de sadece çocuğun ayakta tuttuğu çekirdek aile ani bir kazayla parçalanıyor.

Kızını kaybetmiş bir annenin, üzerine karanlık çökmüş yeni hayatının başlangıcı. Bu yeniden doğum teması, film boyunca tekrarlanan bir motif. Öyle ki, bir çıkışsızlığın tasviri haline gelene dek.

Malesef Ceheneme Bir Adım filmi herkezin katlanamayacağı bir gore türü film.Hele o kadının kanların içinden çıkardığı kafası tam bir gore örneği…

Bir annelik öyküsünden bir vahşet hikayesine dönen filmi son derece başarılı buldum.Klostrofobik mekan ve çaresizlik mutantlar tepenin gözleri biraz örnek alsın gerçekten mükemmel buldum.

Film Ayrıca İnsanı kolayca korkutmayı başarıyor durmak yok yola devam…

Mekanların kullanmanıyla bu film son yılların değil tüm zamanların en korkunç filmleri arasına girebilir ya da bir kategoriyi aşırı derecede zorlayabilir.

Mustafa Türkan

Otel 2

Gerçek insanların gerçekten katledilmesi esasına dayalı snuff üzerine kurulu film, şaşırtıcı bir şekilde sakin bir ilk yarıyla geçiyor. Bu, filmin ikinci yarısına damgasını vuracak şiddeti besleyen bir sükunet hali aslında… İlk filmde temeli zayıf bir şiddete şahit olmuştuk ve midemiz bir hayli yorulmuştu. Ama yönetmen Eli Roth filmin bu açığını telafi etmek adına şiddeti ciddi bir temele oturtmuş.

Şiddet aslında bazen o kadar ileri gidiyordu.BU filmi işkence pornosu olarak adlandırmak geldi.

Eli Roth şiddete övgüsünü çok belli ediyor. Özellikle filmde kullandığı aşırı kan efekleri ve kapalı mekanlarıla birde işin içine insanın insan öldürmek  için para ödemesi girmiyor mu?

Herşey bir yana bu filmi izlerken katlanmanız gerekenler  vasat oyunculuk,aşırı şiddette övgü,kapitaslim ve faşişst insanların sinir bozucu öyküsü…

Herşey iyi hoş görsek senaryo boş hele o iç senaryo aman tanrım kötü filmler yarışıyor yarışında iddalı olabilir.Ama burada pek iddaalı değil.Sırf para kazanmak için yapılan bir film.

Eli Roth’un belki de tek istediği kendisi gibi şiddet dolu filmlerden hoşlanan seyirciye hitap edebilmek. Kopan kollar, fışkıran kanlar, kulaklara sokulan tornavidalar, oyulan gözler, kırılan kemikler, uçurulan kelleler aracılığıyla ve tüm gerçekliğiyle bireysel şiddeti meraklısıyla buluşturmak…

Şiddetten hoş olan bir sinema seyircesiyseniz(Bende öyleyim ama) kesinlikle izleyiniz

Mustafa türkan