Telefondaki Yabancı İle Saf Korkunun Sularında

Birazda inceleyeceğim filmi kesin alıp izleyin. Çünkü bu film abartısız saf korkunun sinir bozuculuğunu size gösteren bir yapıt. Peki siz korkunun anlamını biliyormusunu? Korku hiç istemediğimiz zamanlarda aniden verdiğimiz tepkiler ise bu filmin ikinci yarısında sizde korku aciz kızla paylaşacaksınız. Dediğim gibi 2. yarısında kendini apacık belli eden saçını başını yolduracak bir gerilim var. Telefondaki yabancı gecenin karanlığından,devasa bir mekanda ve telefondaki katilin evin içinden ara yapması bize korku dolu dakikalar yaşatmakta. Bunun ayrıca gerçek bir hikaye olduğunu belitmek isterim. Bu kadar iyi eleştirmeme rağmen malesef sesler gerilimi bozmak için elinden geleni yapıyor. ve dalga çeçmeye çalışıyor.

Sinemada “pür” korkuyu sevenlerdenim. Bunu şu şekilde izah edebilirim: Les Yeux Sans Visage’ı Ölülerin Şafağı’na, Night of the Hunter’ı Antropophagus’a tercih ederim. O yüzden 1979 yılında gösterime giren When a Stranger Calls’u, türün tektipleşmiş öğelerini sıkça kullanmayı tercih eden Telefondaki Yabancı’ya kıyasla daha fazla sevdim. Saf korkunun, tekinsizlikten kaynaklanan rahatsızlık halinin yoğunluğu bakımından ilk çevrim ikincisine nazaran çok daha üstün.

Con Air’den tanıdığımız Simon West’in yönettiği ve Camilla Belle’in oynadığı Telefondaki Yabancı’nın en güzel tarafı Dr. Mandrakis’in malikânesi. Telefondaki Yabancı; Amerikalıların, zenginliklerini korumak pahasına inşa ettikleri küçük imparatorlukçuklara benzeyen müstakil evlerin içindeyken bile hissetmeye devam ettikleri güvensizlik duygusu üzerine bir film. Lüks mallarını, en değerli hazineleri olan çocuklarını ve kendi canlarını kaybetme korkusu taşıyanları hedefleyen ticari bir yeniden-çevrim…

Kan Oranı=10/1 gerilim=10/10 Korkumetre=10/9

Mustafa Türkan

Reklamlar

3 Gün İçinde Öleceksin

İki çift ve sessiz ve yalnız bir genç kızdan oluşan beş kişilik bir arkadaş grubunu tanıyarak başlıyoruz filme. Eğlenmesini ve aynı zamanda zamanında mezun olmasını bilen grup, mezuniyet günü gizemli bir cep mesajı alıyor. Filme de adını veren mesajı kafaya çok takmayan gençler, aralarından birinin kaybolmasıyla huzurlu dağ köylerinde problemli bir komşuları olduğunu fark ediyorlar. Daha sonra ise tam üç gün sürecek ve “perili” bir köşkte sonlanacak sıkı bir kovalamaca başlıyor. Cep telefon ve doğaüstü güçler katkılı bir korku filmi ilginç. Bu senenin iyi filmleri arasına girebilir. Fakat kesin bir şey söylemem.

Filmin yönetmemini kutluyorum. İlk önce karakterleri tanıtıyor,sonra onları belanın içine sokuveriyor. Nedenlere yol açıyor ve akıllı sorgulamalar yapıyor. Nedeni şimdi söylemeyeyim izlerken zaten göreceksiniz. Filmin sonlarında katil olunca bazı şeylerin insanı nasıl canavara dönüştürdüğüne takıp olacaksınız. Düşük bütçeli amacı olmayan izlenebilir bir korku filmi istersen dvd’sini almanız daha doğru.

Son günlerde ortaya çıkan bütün filmleri 70’lerin istismar sinemasına yakın görüyorum. fakat artık insanlar modernleşti. 21.yüzyılda bir istismar filmi görmek kolay değil.

Kan Oranı=10/5  Gerilim=10/7 korkumetre=10/5

Mustafa Türkan

İstismar Sineması

Yakında Soldaki Son Ev sinemaya girerken şöyle 70’lere bir seheyat edelim. Ve istismar sinemasını yerinde inceleyelim.

Blaxploitation: 70’lerin soul ve funk katkılı siyahi istismar filmleri. Çoğunluklar özgürlükiadlete ve miliyetçilik kavramanlarınla siyahlara ulaşmaya çalışan bir film türüdür. Bana kalırsa en iyi örneğide braculadır.

Geceyarısı Sineması: İstismar sinemasına ciddi bir şekilde eğilen, türün ustalarına ve “başyapıtlarına” dair inceleme yazılarına yer veren tek yerli yayın. Yakın zamanda mezarından dirilip yeniden okuyucusuyla buluşacağı söyleniyor.

Bu arada Rodrigez ve Tarantinonun İki film birlikte sinemayı kana buladıkları eğlenceli kült filmlere gönderme yapan filmleri unutulamaz. Özellikle de ölüm geçirmez ve dehşet gezeni. Peki ya grındhouse ne demektir? Kalçaları biribirine sürterek dans etmek anlamınada geldiği biliyormuydunuz? Şimdi öğrendiniz.

Konumuzdan konuya nasıl başladıysak öyle devam edelim. Şimdi İstismar sinemasının alt türleri incelemk lazım.

► Giallo, İtalyanca sarı anlamına gelen bu kelime, İtalya’da bir dönem sarı seri olarak basılmış olan ucuz (pulp) polisiye/dedektiflik hikayelerinin bolca vahşet ve kan eklenerek sinemaya uyarlanmış haline verilen isimdi. Eurotrash gerilim olarak da bilinen türün en önemli yönetmeni Dario Argento olmasına rağmen bilinen ilk örneği, Mario Bava’ nın La Ragazza Che Sapeva Troppo (1963) filmidir. Ülkemizde içine biraz da seks öğeleri katılmış giallo türünde filmler de çekilmiştir.

►Snuff, bir insanın kamera önünde gerçekten öldürüldüğü iddiasında olan filmlere verilen isimdir. Ama gerçek bir örneği henüz bulunmamaktadır. Deep River Savages (1972) hayvanların gerçekten öldürüldüğü, kanlı vahşet görüntülerinin yeraldığı bir film olarak bu türe yakın bir filmdir. Türün en iyi bilinen örnekleri, uzun bir süre snuff olduğu zannedilen ve Blair Witch filmine de esin kaynağı olan Rugerro Deodato imzalı Cannibal Holocaust (1980) ve film yapımcıları Gualtiero Jacopetti ve Franco Prosperi’ nin sonradan shockumentary (şok edici belgesel) olarak adlandırılacak olan gerçek görüntülerden derleme Mondo (İtalyanca “dünya”) serisi filmleri Mondo Cane (1962) ve Face of Death (1978) filmleridir.

► Gore, kanın su gibi aktığı filmlere verilen genel isimdir. Vahşi cinayetlerin bol kanlı biçimde beyazperdeye yansıtıldığı bu türün bilinen ilk örneği, gore türünün babası Herschell Gordon Lewis’in Blood Feast (1963) filmidir. Dario Argento’ nun afişinde “Bu filmin son 12 dakikasından daha korkunç birşey varsa o da ilk 92 dakikasıdır” tümcesi yazan Suspiria (1977) filmi ve Zombie Holocaust (1979) gore türünün en bilinen filmleridir. Yine Tarantino’nun kankası Robert Rodriguez’le birlikte kotardığı From Dusk Till Down (1996) Tarantino’nun alt türlere olan tutkusunun bir ürünü olarak gore türüne örnek gösterilebilecek bir film olarak Tarantino filmografisindeki yerini almıştır.

► Eurotrash, Avrupa yapımı çöp filmlere verilen bu isim, genel olarak gialloları, gore filmleri, İtalyan zombi filmlerini kapsayan genel bir ifade olarak kullanılıyor.

Genel olarak alt türler bu şekilde tanımlansa da bu türlerin dışında kalan filmler de var. Uyuşturucu, değişim geçirip canavarlaşan hayvanlar, nudizm, eşcinsellik, işkence için kullanılan ev aletleri, naziler, bilim-kurgu temaları, cinsel hastalıklar, kadın hapishaneleri, zombiler ve akla gelebilecek bilimum manyaklık istismar filmlerinde kullanılan diğer temalardan bazıları. Seyirciyi salona çekmek için abartılı film sloganları kullanmak, film afişinde X ibaresine yer vermek istismar sinemasının diğer silahlarından bir kaçı.

Mustafa Türkan

Ziyaretçiler

Son zamanlarda çoğu arkadaşım kötü yorumlar yapıyorsun diyorlardı. Bende Son 3 yazında yorumlarımı iyi yapmya çalışıyorum. Peki ya neden kötü yorum yapıyordum. Efeklerle korkutmaya çalışan filmleri izlemekten gına gelmeye başlamıştı. Son zamanlarda sadece Testere filmini beğenmiştim. Şimdi ziyaretçiler filmi geldi. Ve çok merak ettiğim bir filmdi. Çünkü çoğu arkadaş Diğerlerine benziyor dediler. Ama gördüğüm kadarıyla sadece evde geçmesi diğerleri filmine benziyor.

Liv Tyler gerçekten başarılı oyunculuğu ve mimikleri burada da konuşturdu. Filmin tedirgin yapısı uyan bir oyuncu seçimi yapmış yönetmen.

Ziyaretçiler para kazanmaktan çok germeyi ve korkutmayı hedefliyor. Gerçek bir hikayeden güç alarak bunuda başarıyor. Başta çiftti bize anlatacak gibi başlamasına rağmen sonradan maskeli katillerin üzerine giderek gerilimi arttırıyor. Çiftin üzerine gidilebilirdi. Fakat izleyici sıkmadan geremk istemeside akıllıca bir fikir tabiki de.

Ses efekleri klişe olsada. Boş sallanan sandalye gibi cisimleri kullanarak bizi korkutuyor. Plağın takıldığında çıkardığı ses insanı sinir ediyor.

Sinirlerimizi bozacak bir gerilim bazı yerlerinizde saçınızı bile yollacaksınız.(garanti vermiyorum) Eli yüzü düzgün bir gerilim filmi sizi bekliyor.

Mustafa türkan

Dehşet Odası

Giallo tarzı katilin siyah eldivenleri çoğu yerde gördüğümüz katil filmin nerdeyse tek artısı,bu katili bilememiz malesef bizi son derece huzursuz ediyor. Ama Söz konusu film ile Argento’nun filmleri arasında eldivenler dışında pek bir benzerlik yok. Hatta şöyle bir fark var; Dehşet Odası’nın sürekli kurgu masasında oturan eldivenli katili nedense Argento filmlerinin yarattığı huzursuzluğu yaratamıyor. Çünkü ne katil ne de kadın karakterin hiç bir ağırlığı yok. Yani o eldivenleri görmezsek bu film katil filmi olmadığını sanabilirsiniz.

Testerenin devamları durmadan ticari amaça kaçan vahşet gösterisinde başarılı olunca her filmdi. Bu yoldan gitmeye çalıştı. Günah keçisisin işte testere. Senin yüzünden kalitesiz filmler var.

Filmin diğer artısı mekanlar son derece cool ve stilist olan işkence odaları gayet güzel ayrıntı ama bu da başarısız buşduğum filmin senaryosunu,polislerin kötü oyunculuklarını düzeltmekte başarısız kalıyorlar.

Haze filmini saygı ile anarak;

Zeka ve yaratıcılıktan yoksun dehşet odası filmini kınıyor. Testereyi günah keçisi ilan ediyoruz

Mustafa türkan

Beyza’nın Kadınları

Başlarda Türk Sineması’nın, “seri katil” olgusu gibi gelişmiş toplumlara daha doğrusu kapitalistleşmiş ve belli ihtiyaçlarını karşılayabilmiş bir topluma özgü niteliklere sahip bir kavramla haşır neşir olmaya başlaması biraz ürkütücü gözükebilir.Ama hepimizin polisiye romanlarını çok sevdiği katili bulunmayan olaylarla ilgilendiğimizi bilmezmiyiz?

Beyzanın Kadınları tamda böyle bir zamanda kendini gösterdi.Gayet güzel bir zamanlama fakat film nasıl acaba?

Mustafa altınoklar ticareti hesabıda film içine koyan bir yönetmen ama gerçekten başarılı bir yönetmen olarak görüyorum onu…

Ama gerçekten kadın karakterler bence iyi çizilmiş bir resim gibi…Hikaye açısından değerlendirildiğinde Beyza’nın Kadınları; Türkiye’de tartışılmaya alışık olmayan bir takım tabularla adeta bir tür savaşa giren özel bir konuma oturuyor.Hatta bazı arkadaşlarım senaryonun bazı kesimlere laf soktuğundan bahsediyor.Acaba öylemi?

Din, aile, cinsellik ve devlet kurumları

Polisi-gerilim

Sonuçta, Beyza’nın Kadınları eli yüzü düzgün bir polisiye-gerilim. Giallo-severler için şöyle anlatmaya çalışayım. Baba Bava değil ama oğul Bava ayarında, ya da ne bileyim Fulci veya Lenzi değil ama en azından Martino düzeyinde bir filmle karşı karşıyayız.

Mustafa Türkan