Let Me In

Hollywood’lu yapımcıların çok tutan bir Avrupa ya da Asya filmini mutlaka yeniden çektikleri olağan bir durum. Ancak son zamanlarda işi iyice abartan yapımcılar daha dumanı üzerinde tüten yapımlara el atmaya ve bunlara Hollywood yorumları getirmeye başladılar. 2007 İspanyol yapımı ‘Rec’ filmini yalnızca 1 yıl sonra ‘Quarantine’ ismiyle çeken yapımcılar, şimdi de 2008 yılı İsveç yapımı ‘Låt Den Rätte Komma In’ filmine el attılar ve bu yılın sonunda filmi ‘Let Me In’ ismiyle gösterime sokmayı planlıyorlar. İyi yapılursa tabi karşı değiliz. Fakat işinin son derece zor olduğunu düşünmekteyim. Tabi izledikten sonra yorumumuzu yapmakta fayda var. Önerim ön yargılı olmamak faakt pek iyi bir film beklemiyorum. Sonuçta ilkinin yerini tutamayacak birşey olacağı kesin.

Reklamlar

Hostel 3

Quentin Tarantino tayfasından Eli Roth’un 2005 yılında çektiği “Hostel” ile başlayan serinin 3. filmi gelecek sene vizyona girecek. İyi haber buydu, kötü haber ise bu defa yönetmen koltuğunda Eli Roth’un oturmayacak oluşu. Torture porn türünün şukela örneklerinden biri olan ilk film oldukça beğeni toplamış ancak ortaya bir anda “Saw” rüzgarının peydah olmasıyla biraz arkada kalmıştı. Devam filmi olan “Hostel 2” ise beklentileri hiç karşılayamamıştı. 3. film için kendisine teklif geldiğindeyse reddetmiş. Seküel filmlere karşı olmadığını ancak çekebilmesi için senaryonun iyi olması gerektiğini belirtmiş. Anlaşılan part 3′te bizi 2. film gibi bir facia bekliyor.

Bir Zombi ile Yürüdüm

Kanada’lı genç hemşire Betsy Jessica ismindeki bir kadına bakmak için Karayip Adaları’na gelir. Çiftlik sahibi Paul ile evli olan Jessica, doktorların söylediğine göre bir çeşit ateşli hastalığa yakalanmıştır.

Jessica’nın hastalığı kadının, yerel halkın tabiriyle “yürüyen zombi”ye dönüşmesine neden olur. Burada kaldığı sürede Paul’e aşık olan Betsy ise, sevdiği adamı mutlu etmek için Jessica’yı nolursa olsun iyileştirmeye karar verir. Bunun için yaptığı Voodoo büyüsü işleri daha da kötüleştirecektir. Fazla bilinmeyen yönetmen Jacques Tourneur’in yönettiği film, Charlotte Brontë’in Jane Eyre isimli kitabından esinlenmiş. 2007 yılında bir magazin dergisinin yaptığı en iyi zombi filmleri listesinde 5. sırada bulunan bir yapım. Üstleninlen oyunculukların sen derece başarılı olduğu film siyah beyaz ve 69 dakikalık bir seyir sunuyor bize. Aslında genel anlamda bir zombi filmi olarak adlandırılmaya bilir fakat Karayipler yöresi kökenli bir halk inanışı, vudu ayinleriyle (mezarlarından kaldırılarak canlandırıldığına inanılan ölüler için kullanılan bir tabir) öğeleri içrdiği için zombi türünde incelenmesi doğrudur. Bazı eleştirmenler tarafından hızlı ve siyah beyaz olduğundan anlaşılması zor olarak adlandırılsa bile izleyeni tatmin edecek bir korku filmi, özellikle zombi türünün hastası olan korku izleyicisine hitap eden bir korku filmi.

Film aynı zamanda remake filmler listesine eklenecek bir halka olacağı haberlerini duydum. Amerikan yapımcılar tarafından tekrar çekileceği belirtildi. Film çekim ekibi ise en ünlü korku filmlerinden biri olan Testere filmini çeken ekibi olacağı belirtilmiş. Ekibe güverenek şimdiden remake için günleri saymaya başladım. Özellikle film için yapılan şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim.

Kitaptan esinlenmesine rağmen bu kadar başarılı olması şaşırtıcı, en sevdiğim zombi filmleri listesinde 1 numaraya oturdu. Film hakkında ayrıntılı hiç bir yazı bulunmakmakta bende film hiç anlatmak istemiyorum. Yönetmenin harika yönettiği,oyuncuların rolünün hakkını vermiş, müzikler harika, senaryo güzel yani renksiz olması da asla eksi olarak eklenmemeli görüntü kalitesi kötüde olsa eksisi bulunmayan bir film. Burdan özellikle bir kaç zombi severe kesinlikle izleyin diye seslenmek isterim.

Son zamanlarda ki zombi türündeki çöp filminlerden sıkıldıysanız, Bir zombi ile yürüdüm filmi son zamanlarda zombi filmi bulamayan zombi severlere harika bir ilaç. Filmi izlemek isteyenler internette rahatça bulabilirler. Ne varsa yine eskilerde var.
Ahmet Türkan

3 Gün İçinde Öleceksin

İki çift ve sessiz ve yalnız bir genç kızdan oluşan beş kişilik bir arkadaş grubunu tanıyarak başlıyoruz filme. Eğlenmesini ve aynı zamanda zamanında mezun olmasını bilen grup, mezuniyet günü gizemli bir cep mesajı alıyor. Filme de adını veren mesajı kafaya çok takmayan gençler, aralarından birinin kaybolmasıyla huzurlu dağ köylerinde problemli bir komşuları olduğunu fark ediyorlar. Daha sonra ise tam üç gün sürecek ve “perili” bir köşkte sonlanacak sıkı bir kovalamaca başlıyor. Cep telefon ve doğaüstü güçler katkılı bir korku filmi ilginç. Bu senenin iyi filmleri arasına girebilir. Fakat kesin bir şey söylemem.

Filmin yönetmemini kutluyorum. İlk önce karakterleri tanıtıyor,sonra onları belanın içine sokuveriyor. Nedenlere yol açıyor ve akıllı sorgulamalar yapıyor. Nedeni şimdi söylemeyeyim izlerken zaten göreceksiniz. Filmin sonlarında katil olunca bazı şeylerin insanı nasıl canavara dönüştürdüğüne takıp olacaksınız. Düşük bütçeli amacı olmayan izlenebilir bir korku filmi istersen dvd’sini almanız daha doğru.

Son günlerde ortaya çıkan bütün filmleri 70’lerin istismar sinemasına yakın görüyorum. fakat artık insanlar modernleşti. 21.yüzyılda bir istismar filmi görmek kolay değil.

Kan Oranı=10/5  Gerilim=10/7 korkumetre=10/5

Mustafa Türkan

İçerde Ne Var?

Son yıllarda Amerika korku sinemasını ayakta tutmak için j-korkuları çekedursun. Avrupa Korku Sineması özelliklede fransa’dan gayet başarılı filmler gelmeye başladı. Peki neden avrupa kazanmaya başladı. Çünkü eskiden insanlar remakelere “taklit aslını yaşatır” diye düşünüyorumdu. Ama zamanla insanlar “taklit aslını bozar” düşüncesini benimsedi. Ve remake görmekten sıkıldı. Bundan avrupalılar son derece akıllı bir şekilde yararlanarak vahşet gösterileriyle insanları sinemaya çekmeyi başardı.

İçerde Filminin berbat yapılan remakelerden ayıran bir çok özellik var ama içerde kan var. Hemde oldukça fazla yani bu filmdeki kanla binlerce hasta kurtulabilir desem abartılı bir ifade kullanmış mı olurum? Ben İçerde filmini susuz bir rakıya benzetiyorum.

Konuya gelirsek;

Sarah eşini kaybettiği trafik kazasından aylar sonra karnında taşıdığı bebeği doğurmaya karar veriyor. Hastaneye yatarak kontrollü bir doğum geçirmeden bir gece önce loş evinde tek başına dinlenirken (Avrupalı olmayan izleyici için komik olabilecek bir seçim) davetsiz bir misafir tarafından ziyaret ediliyor. Kazanın sürpriz kazazedesi Bayan Kadın (inanılmaz Beatrice Dalle) hamile kadını ortadan kaldırıp karnındaki bebeğe sahip olmak gibi sapıkça bir amaçla ve çeşitli kesici aletlerle beliriyor.

Film kapalı mekanda geçtiği için filmde neler olacağını tahmin edebilirsiniz. Bu arada da filmi sonu kurtarıyor. Malesef iyiler kazanmayacak bu filmde. Hardcore şiddete hamile bir kadının kullanılması ilginç bir fikir zaten fransızlarda da son zamanlarilginç fikirler geliyor.

Film son derece korkutucu ve gerilim yaratacak atmosfere sahip bir fransız hardcore şiddet filmi. Hatta bazı kesimlere göre istismar sineması.

Ben diyorum,bu fransızlardan korkulur. Komşunuz bir fransızsa bir kere daha düşünmek lazım değil mi?

Mustafa Türkan

Sınır(DA)

Son yıllarda 70’lerin eurohorror filmlerini andıran Fransız korku filmleri atağa geçti. Ve beyazperdeyi kana bulamaya devam edecekleri gibi duruyor. Bu filmi izlememi sağlayan şey üzerinde yazan “Bu film son derece gerçekçi vahşet sahneleri içerir” yazısı oldu. Çünkü kanın oluk oluk aktığı filmleri sevmiyorum desem de seviyordum. Filmi izlerken hep şunu düşündüm. Yine b-movie sınırları geçemeyen bir film izleyeceyiz. Faakt öyle olmadı. Aslında karmaşık duygular içindeyim şu an. Bir yanım filmi beğenmendi. Bir yanım hayran kaldı.

Sınırda başladığında politik çatışmalar içinde olan bir fransa görüyoruz. Bu da filmi kendi ayakları üstünde kalmaya çalışan bir yapım olarak gösteriyor. Bazı kesimlerden politikayı korku filmine alet ediyor gibi sert eleştirilerde asla son derece vurucu bir korku filmi. Beğenmemim sebebi ise otel klişesi ile başlayıp devam etmesi. Fakat bir korku filminde olması gereken herşey filmde var. Yani dert etmemize gerek yok. Filmde neler mi var? Örneğin; Sadist bir aile,yamyamlık ve vahşet sahneleri.

Bazı kişiler bu filmi teksas katliamı benzetiyorlar. Sırf görüntüleri ve havası öyle gösteriyor. Yoksa ikisi aynı şey değiller tabikide ama illede Teksas katliamı diyeceksen bu da şimdiye kadar yapılmış en iyi teksas katliamı çakmasıdır.

Son dönemde Fransa’dan son derece başarılı korku filmleri geliyor ve şüphesiz Sınır(da) bu yeni dalganın en iyisi değil. Fakat klasik senaryoyu yakın tarihin canavarlarıyla buluşturması dikkat çekici ve aslında dünyanın farklı köşelerinde tür filmi çekmek isteyen sinemacılara da küçük bir ders veriyor. Genellikle ahlakçı, muhafazakar bir dünya görüşünden güç alan veya onun etkisini hissettiren bir türü daha ilerici meselelerle buluşturmak mümkün.

Belirmek istediğim son birşey var. O da ; Bu fransız Kan dökmesini seviyorlar. Fransa’ya tatille gitmeden önce düşünün.

Mustafa Türkan

Cehenneme Bir Adım

Cehenneme Bir Adım(The Descent), rafting yapan üç kadının görüntüleriyle açılıyor. Bu kadınlardan birinin kocası ve küçük kızı ise nehrin kenarından onları izliyor. Fiziksel güçle, dolayısıyla erkeklikle ilişkilendirilen bir spor dalını uygulayan kadın karakterlerin sunumu ve aile içindeki rollerin alışık olmadığımız şekilde konumlandırılmasının ardından, o ailenin hiç de dışardan gözüktüğü kadar sağlam olmadığının ipuçlarını alıyoruz. Ve belki de sadece çocuğun ayakta tuttuğu çekirdek aile ani bir kazayla parçalanıyor.

Kızını kaybetmiş bir annenin, üzerine karanlık çökmüş yeni hayatının başlangıcı. Bu yeniden doğum teması, film boyunca tekrarlanan bir motif. Öyle ki, bir çıkışsızlığın tasviri haline gelene dek.

Malesef Ceheneme Bir Adım filmi herkezin katlanamayacağı bir gore türü film.Hele o kadının kanların içinden çıkardığı kafası tam bir gore örneği…

Bir annelik öyküsünden bir vahşet hikayesine dönen filmi son derece başarılı buldum.Klostrofobik mekan ve çaresizlik mutantlar tepenin gözleri biraz örnek alsın gerçekten mükemmel buldum.

Film Ayrıca İnsanı kolayca korkutmayı başarıyor durmak yok yola devam…

Mekanların kullanmanıyla bu film son yılların değil tüm zamanların en korkunç filmleri arasına girebilir ya da bir kategoriyi aşırı derecede zorlayabilir.

Mustafa Türkan

Testere 5(Yok Devenin Nalı)

Uzadıkça uzayan Testere serisi hakkında iki görüş var: Ya korku filmlerine alt tür konumunda “İşkence Pornosu” adı verilen yapımlara kapı açan serinin hayranları her sene Testere isminin sonuna bir rakam daha ekleyen bölümü merakla bekliyor. Ya da serinin boş senaryolarından, tembel yönetiminden ve en önemlisi bitmez iğrençliğinden bıkmış sinemaseverler “Yeter Artık” diyor. “Bu seri daha nerelere gidecek?” sorusunu soranlar, “Testere 25” gibi şakalar yapan var. Fakat sevmeyenlerine rağmen Testere serisi tam gaz devam ediyor ve işkence pornolarından nefret eden benim gibi şahısların yapacağı pek bir şey yok.

Bu sefer daha terbiyeli olacağım diyorum.Ama yapamıyorumki insanı dellirten bir seri ortaya çıkıyor. Testere 25 şakasını gerçekten duyuyorum.BEn öleceğim torunlarım torunları hala testere izleyecek belkide kim bilir.?Belkide dizisini çıkarırlar.Boşuna sinema filmi çıkarmaya çalışmazlar.Çok şiddette kullanmazlar ajdar dinleterek işkence yaparlar.Biz ne yapalım yahu…

Peki Testere serisi halen neden devam ediyor ve ufukta bir son görünmüyor?

Hayır görünmüyor çünkü seri şimdiye kadar 500 milyon civarı bir parayı indire gandi yaptı.Bile ve yapmayada niheti var. Ama insanlar yakında isyan bayrağını çekecektir.Bundan eminim…

Ama sormak istiyorum durmadan testere 5 kendini Halloweende çıkartıyor.Peki ne istiyor bu seri?Korkutmak mı?Yoksa insanları eğlendirmek mi?İşkence pornosu diyoruz.Porno ardı ardına seks demek işkence pornosuda testere’nin yaptığı gibi ardı ardına işkence sahneleri koyması amacından uzaklaşan bir seri özelliğini elinde tutuyor.Böyle saçmalayan seriler çok var.Özellikle iyi malzeme olan freddy ve jason filmleri ama onlar bile testere gibi kendini bozamadı.

Yenilik getirmeyen bir kopya film gibi testere 5 amacı yok.Biz paraları indire gandi yapıp gidelim diyorlar.Aslında bize sazan bunlar bunada para veriyorlar diyorlardır.Ah testere yavrum lililili bozdun kendini….

2020’de Testere 16’da görüşmek üzere…

Yok devenin nalı:)

Testere 4(Bir seri Nasıl sömürülür?)

Bokunun Bokunu çıkardınız desem acaba merak ediyorum.Ne kadar saçma bir terim kullanmış olacağım.Yeter artık bir testere 6’yı yarıda bırakın valla sevaba girersiniz artık suyu çıktı. Valla otel 3 gibi testere 6’yıda boykot ediyorum.Sakın izlemeyin böyle kalsınlar.Çok biliyorlar…

Çok karlı bir seri önceden bir fikiri destekliyordu.Yaşamak için ne kadar kan dökersin?Artık ticari bir amaca döndü.

KAN GÖRMEK İÇİN NE KADAR PARA ÖDERSİN?

Jigsaw zaman bir yanılsamadır diyor.Ve bu sefer kurgunun üzerinde iyi çalışıyorlar.Daha mantıklı karakterler yaratılıyor ve birde bize midemizin dayanamayacağı bir otopsi sahnesi hediye ediyor. Bence apayrı bir film yapılsaydı jigsawın nasıl bir katile dönüşütüğünü anlatan daha doyurucu olurdu. Ama sinemadaki izleyecileri görünce anladımki insanlar daha fazla kan istiyor. Yapımcılar devamı yapacaklarını söylüyorlar.Ama testere sömürülüyor?

3 filme kadarda bu ölüm makinaları ile film ilerledi ama artık bunlarda sıkmaya başladı doğrusu bu jigsaw keşke marangoz olsaymış.Şaka bir yana testere yavaş yavaş bir istismar sineması oluyor.Artık korku filmi demeye utandığım bir seri ortaya çıkıyor.

Ve yazımı 3 sözlerle bitireyim en iyi testere filmi”Destere”dir kesin izleyin…hahaah yaşasın kötülük

Testere 3(Acıların Filmi)

Testere serisi hayli orijinal ilk filmin ardından ikinci filmle klişelerini yarattı ve testere 3de tahmin edileceği gibi onların dışına pek çıkmıyor. Jigsaw, bir kez daha izleyiciyi bir oyuna davet ediyor. Ve bu oyunun kuralları çok basit. Ölüm döşeğinde (acılar içinde kıvranmıyor) yatan oyuncu katil, asistanının da yardımıyla işinin ehli bir doktoru kendisini (film bitene kadar) yaşatabilirse canını bağışlayacağı bir oyuna davet ediyor. Biz bir yandan hayli fantastik bir beyin ameliyatıyla taçlandırılacak olan bu öyküyü izlerken, bir yandan da intihara meyilli bir adamın çocuğunun ölümünü ciddiye almayan bir grup talihsiz kurbanla hesaplaşıp bu ameliyat odasına gelişini izliyoruz. Yine iyi, kötü herkes ölümün bir adım uzağında ve herkesin yaşamı birbirine bağlı.

Testere 3’ten testere 2’deki başarısızlık üzerine farklı bir film bekliyordum ki malesef istediğim olmadı.Ve dediğim gibi testere asla devamı gelmemeli 1.filmi ile efsane olarka kalmalıydı ki…Melisa aydın’nında dediği gibi(www.korkusitesi.com)seri malesef deneme tahtasına döndü.VE izleyicisine malesef yenilik getirmiyor. Sırf insanların çektikleri acıları ve akıllıca hazırlanmış tuzakları gösteriyor.

Aslında en azında 3 film biraz iyi olmuş 2.filmedeki berbatlığı torparlamış.Jigsaw’ın şizofren beynini ortaya koymuşlar.Burada filme zaten  artı olarak yansımış.

Ama testere 3 bizi asla korkutmuyor bunada çalışmıyor.Malesef otel 2’in incelemesindede bahsettiğim gibi testere serisi yavaş yavaş eski orjinalliğini kaybederek bir işkence pornosu olmaya başlıyor.Yazık sana jigsaw yaşlandıkça aptallaşıyon amandanın kıskançlıkları hiç gerçekçi değil…Film eksileri saymakla bitmiyor.

Testere midemizi bulandırmaya doymadı,doymayacak gibide duruyor.

Nerde o bizi koltuklarımıza çivileyen eski pisikolojik gerilimler zamanla psiikolojik gerilimler yerini insanları kesmeli biçmeli işkence sineması yer alıyor.Ama bilmeleri lazımki…Biz korkuseverler bunları istemiyoruz.Yeter bea…

Ama şöyle diyeyimki fransız dehşet sineması ve otel filmi testereyi geçmek için daha kanlı ve şiddetle sahneler serecek gözümüzün önümüze şimdiden haberim vereyim.Otel 3 ü protesto edeceğim.Ve sinemanın önünden çevireceğim korkuseverleri…

Mustafa Türkan

Sonraki Sayfa »